“Kelimelerle yalnızca kendimizi ifade etmekle kalmıyor; aynı zamanda, onları kullanarak varlığı teshir etmeye; insanlara ve nesnelere nüfûz edip, onları etkilemeye (yani büyülemeye) çalışıyoruz. Biz hepimiz, az-çok, acemi veya usta, büyücüleriz.” demekte Prof. Dr. Şahin Uçar Varlığın Mânâ ve Mazmûnu isimli kitabında.

Dışımızda bir dünya var mı, yoksa dünya beynimizin içinde mi tarzında lakırdılar ile kendime fayda sağlayamayacağım açık. Diğer yandan düşünce dediğimiz şeyinde beynimizde oluştuğu, görsel olanları haricindeki düşüncelerimizin de bir iç ses şeklinde olduğu ve Türkçe olduğu (dikkati çekmek için söylüyorum) aşikar. Mektubun ilk paragrafına gönderme yaparsak eğer, biz düşünerek de kendimizi teshir etmekteyiz, büyülemekteyiz.

Büyü de günah ise?
Az konuş diyenler iç sesimizi de kastediyorlar ise?
Rahmetli Mehmet Oruç hocanın bir keresinde “Mevlana’ya düşünür diyorlar, ne bu? Hindi mi?” dediğini duymuş isem?
...
Enteresan olacağını sandığım bir alıntıyı konu ile bağdaştırmaya çalışacağım, yazı ABD Kara Kuvvetleri Eski Komutanı Gordon R. Sullivan ve Michael V. Harper’ın “Umut Bir Yöntem Olamaz” kitabından;

... “Lider için söz konusu olan “olayı” doğru yakalaması değildir, çünkü “olay” yoktur. Sorun “yeteri kadar iyi” duruma gelmektir. Gelişen olanakları yakalayıp kullanmada yeteri kadar iyi olmak, gücünü rakiplerinden daha hızlı konuçlandırmada yeteri kadar iyi olmak, uygulamada “doğruya yakını” sağlayacak kadar iyi olmak.
Bu tür liderlik, pasif ya da uyuşuk liderlik değildir. Bu, kolları sıvayıp, işgüzar konuşmalardan ve hüsnükuruntudan uzak durarak, örgütün bugünü ve yarınıyla ilgili değer ve amaçlara derin ve uzlaşmaz bağlılıkla, dönüşümü yukarıdan başlatmaktır. Bu tür liderlik, bol keseden atmak da değildir. Bu, kalite yönetimi insan ve ekip gücüne kalıcı bağlılık zeminine oturtulmuştur. Geleceğin sloganlarla, moda akımlara kapılmakla, daha mükemmel planlarla değil, pozitif eylemle yaratılabileceğini anlamalarına yardımcı olabilmek için, liderlere şunu söylüyoruz: “Umut, bir yöntem olamaz.”

Yani düşünme eyleminin önemli bir kısmını oluşturan plan yapmak yerine, gelişen olanakları tespit edip, o konularda yeteri kadar iyi hale gelmek Amerikan ordusunun modeli. Yaşamla iç içe, daha uygulanabilir. Biraz da bende okumuş olduğum kervan ve kale metaforlarını çağrıştırıyor, plan yapmak kale sembolüne karşılık, kervan ise yaşamak, hayat;

“Kervan, hareket halindeki bir toplumu akla getirir. Üyelerinin gözleri ufuktadır; şiarları terakkidir. Kervandakilerin birbirleriyle ilişkileri sık fakat kısa sürelidir; vazıh biçimde tanımlanmış amaçlara hizmet eder. Zaman çok değerlidir kervanda.
Ya kalede?
Kale, zamanı taş duvarlar arasına hapseden mekan. Kalede yaşayanlar, uzun ve zengin bir tarihin muhkemce yetiştirdiği geleneklerle sarılıdırlar. Yurttaşlar arasındaki etkileşime adetler yön verir; fırsatları hâmilik belirler. Özel hayattan kesin biçimde ayrılan kamu hayatına sınıf ve otorite egemendir. Meydanlar ve kafeler görürüz her yanda: yurttaşların uzun sohbetler için buluştukları yerler. Zaman, sonu gelmez gibidir kalede...” (Mustafa Özel - Yöneticilik Dersleri)