"Yüzümüzü güldürdün be çocuk !.."

- Atatürk

Hazreti Fatıma'nın Aşkı

  • Posted: Wednesday, June 24, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Onun üzülmesine daha fazla dayanamazdı.. Gücünü toparladı, doğruldu ve kızının kulağına yavaşça fısıldadı.. "Ehl-i Beytimden bana ilk kavuşacak olan sensin.."

Hazreti Fatıma o zaman 28 yaşındaydı. 28 yaşında bir genç kadın.

6 ay daha yaşadı.. 6 ay boyunca, düğününe hazırlanan bir gelin gibi, ölümüne hazırlandığı geçmekte kaynaklarda. Bir gelin gibi.. Sevdiğine kavuşacağı anın heyecanıyla bekleyerek.. Dünyanın en yakışıklı, en yiğit insanının eşi iken hem de.. Dünyanın en güzel çocuklarının annesi iken..

Bir kez daha yazmaya çalışmıştım önceden.. İfadeye de gelmiyor ama.. Bir kere daha yazmak istedim.. "Son yazı" olarak yakışır bu bloga..

Hayvan Aşkları - 3 / Örümceğin Aşkı

Atların oluşturduğu toz bulutu uzaktan gözüktüğünde, son gücünü de harcayıp ağının kalan kısmını tamamlamaya çalışıyordu örümcek. Son gücü.. Hayır, gücü hiç kalmamıştı aslında. Zaten ne gücü olabilirdi ki küçücük bir örümceğin.. Ama.. Hiç düşünmüyordu bunları. Ne olursa olsun bu ağ bitmeliydi.

Ne olursa olsun, korumalıydı sevdiğini örümcek. Halbuki, Sevr mağarasında beklemekte olan melek ordusu, "O"nun için dünyayı yerle bir ederlerdi.. Bir örümceğin alelacele yapılmış ağına mı ihtiyaç vardı..
...

Örümcek ağını bitirdiğinde, yorgunluktan bayılmak üzereydi. Çok yakınında yuva kurmuş olan güvercinleri farketmesi ona biraz güç verdi. Hatta, göz göze geldi birisiyle. Gülümsedi..

İçeride bir melek ordusu beklemekteydi aslında.

Yine de dışarıda bir tane örümcek.. Ölümüne ağını örmekte.

MusaEroğlu&SeldaBağcan-YürüyorumDikenlerinÜstünde.mp3

Şahmaran

Mardin. El yapımı sabun satan bir dükkan. Gönül dostlarım, yolculuk arkadaşlarım, nadide bir eser ile ilgilenmekte dükkanda. Yunanlı bir turist bayan :). Benimse gözlerim bir başka güzel kadına takılmış. Duvarda. Bir "Şahmaran" tablosu.. Mardin'lilerin, Tarsus'luların ortak sevgilisi.. "Yılan vücutlu", güzel yüzlü bir kadın.. Yılanların şahı.

Bir erkeğin, düşmüş olduğu kuyuda, yılanların arasında yaşamasını sağlayan, sonra onu tekrar evine gönderen, karşılık olarak da, yerinin ihbar edilmesi sonucunda öldürülen Şahmaran.. Öldürülürken bile, kendisine ihanet eden erkeği koruyan bir kadın.. Hikayesi bulunabilir her yerde.

Hikayesi bulunur da, düşülmüş olunan dünya kuyusunda, sıkıntıların, zorlukların arasında, erkeğinin yaşamasını sağlayan, onun canını kendi canından daha değerli sayan kadın bulundu mu, ona ihanet edilmemeli, o öldürülmemeli..

Gün bitti, Yunanlı turist oteline yerleşti, Şahmaran tablosu benim bavuluma.. Kadınların vücutlarına göre değil de, gönüllerine göre değerlendirilmesi gerektiği de bir kez daha aklıma..

NazanÖncel-KunduramSandukamZembilim.mp3

Klasik Batı Müziği - 3 / Enrique Granados

  • Posted: Wednesday, June 17, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

1867'de doğmuş İspanyol besteci. Albeniz'le birlikte piyano çalmışlığı vardır. Lakin "Mutluluk Arayanlar"da yer alması için çok daha önemli bir neden söz konusu..

1916 yılında, Amerika'da verdiği konserin ardından, dönüş yaptığı geminin bombalanması sonrası bir kurtarma botunda iken, eşi "Amparo"yu bulmak ümidiyle atlamış olduğu sularda hayata veda edecektir Enrique..

O zaman, denizdeki son dakikalarını ve mutlaka eşine kavuşmuş olduğunu düşünerek iki bestesini de dinleyelim.. Evet, yaşayan en ünlü klasik gitaristlerden biri olan Julian Bream tarafından yorumlanmış. Klasik gitara devam..

Granados-DanzaEspanolaNo.5.mp3 // Granados-DanzaEspanolaNo.4.mp3

Klasik Batı Müziği - 2 / Isaac Albeniz

  • Posted: Wednesday, June 17, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Klasik gitar denilince ilk akla gelen herhalde bu arkadaşın "Asturias" adlı eseri.. 1800'lü yıllarda yaşamış, bildiğim kadarıyla eserlerini piyano için bestelemiş bir İspanyol.. "Endülüs" merakımın beni sürüklediği hayranlık uyandıran bir liman. Bestelerinin gitar yorumları oldukça tutulmakta. Ben özellikle "Sevilla"yı tavsiye ederim. Jason Vieaux yorumlamış.

Albeniz-Sevilla.mp3 // Albeniz-Granada.mp3 // Albeniz-RumoresDeLaCaleta.mp3

Klasik Batı Müziği - 1 / Carlo Domeniconi

  • Posted: Monday, June 15, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Türkiye'yi seven, eşi Türk olan, yazlarını Bodrum'da geçiren bir İtalyan bestekar Domeniconi. Zaten kendisiyle sohbet etmiş, birlikte bir şeyler yemiş, bolca içmiş olan benim bile tanıdıklarım olduğuna göre lafı uzatmanın da gereği yok. Gönül kendi gitarından eserler olmasını isterdi linklerde.. Ama uğraşamadım, bulamadım.. Sizlere ünlü bestesi "Koyunbaba" suitinin bir ve dört numaralı kısımlarını sunuyorum.. Alexei Belousov çalmış..

Domeniconi-KoyunbabaSuitePartI.mp3 // Domeniconi-KoyunbabaSuitePartIV.mp3

Turna Kuşu

Uzaklardadırlar hep. Uzak... Ulaşamazsınız, hasret çekersiniz, acı çekersiniz, içiniz yırtılır, parçalanır, kanar.. Fayda yok. Sevdiğiniz uzaktadır..

Ona ulaşmanın da yolu kalmamıştır artık. Gerçek dünyanın sözcükleri ona ulaşamayacaktır bir daha. Ama.. "Türkü" dünyasının göçmen kuşları, sevgiliye en güzel duygularımızı ulaştırmaktadırlar aslında her daim.. Göçmen kuşlar. Hüznün, hasretin, özlemin taşıyıcıları. "Telli turnam selam götür sevgilimin diyarına.."

Turna kuşu.. Sevdiğine bağlılığıyla tanınan, sevdiğini kaybettiğinde kendi hayatına da son veren bir sıradışı varlık. Sevdiğiyle birlikteyken yükseklerin hakimi, sevdiği artık yoksa, en son birlikte oldukları yerlerde ölüm oruçlusu..

Evet, turna kuşu mutlaka gider sevdiğinize.. Türkülerde mi gider, türkülerle mi gider, bilinmez. Sevgilinin etrafında "Semah"ını yapar, sonra ona olan sevginizi öyle bir haykırır ki, yer gök inler.. "Hazreti Şah'ın âvâzı, turna derler bir kuştadır.."

Ama.. Yine de.. Duyan oluyor mudur, o da bilinmez...

MusaEroğlu-TelliTurnam.mp3 // MehmetErenler-BirÇiftTurnaGördüm.mp3 // YavuzBingöl-Turnalar.mp3

Olması Gerektiği Gibi..

  • Posted: Sunday, June 07, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Muslihuddin adında bir çocuk var zamanın bir yerinde.. Devrinin ünlü eğitmenlerinden Sümbül Sinan Efendi'ye gidip gelmekte.. Sümbül Efendi'nin çok sayıda saygın öğrencisi arasında bir tıfıl oğlan bizim Muslihuddin. Gel zaman git zaman, Sümbül Efendi vefatına yakın öğrencilerine, yerine bırakacağı kişiyi seçmek istediğini söyler.

- "Eğer yaratıcı siz olsaydınız.. Ne yapardınız.."

Seçim sorusu.. Kimisi kötülükleri yok eder.. Kimisi fakirlikleri.. Kimisi yemyeşil yapar dünyayı. Kimisi herkesi Müslüman..

Muslihuddin başını bile kaldıramaz böylesi bir soruya muhatap kaldığı için.. Yavaşça, "Bu alem öyle güzel bir düzen içindedir ki, bir şey ilave etmek veya eksiltmek düşünülemez" der..

Halen de öyledir. Ve, halen de bizler, Sümbül Efendi'nin temiz nesilleri, iyi öğrencileri olarak bir şeyleri değiştirmek isteriz..

Belki bir iki kişi.. Bir iki tıfıl oğlan aramızdan.. Her şeyi olduğu gibi kabul eder.. Rıza gösterir de.. Her şeyi "merkezine" koyar da.. "Merkez Efendi" adını alır zaman içinde..

Aşık Olmak Kolay...

"Ey Edebali, artık susmak bize !"

AhmetAslan-SusarakÖzlüyorum.mp3

Güvercin Gerdanlığı

Güvercinin boynunda bir zarif halka.. Doğanın cilvelerinden biri.. Boynuna geçmiş, bir ömür boyu çıkmayacak bir gerdanlık verilmiş güvercine. Klasik İslam edebiyatının sevdiği sembollerden.. "Güvercin gerdanlığı". Boynunda aşk halkası ile, köle doğmuş ve azat kabul etmeyecek olan güvercin.. Evet.. Bunları önemseyen, dert edinen bir kültürümüz varmış eskiden..

Güvercinde aşk gerdanlığı... Sevdiğine taktığın bir kolye...

Yani.. "Ömür boyu yalnızca benim ol".

Zaman geçti, kültür uçtu..

Gerçi, güvercin kaldı ama.. Biz aşkı güvercinden öğrenemedik..

YücelArzen-KimselerBilmez.mp3

İngiliz Müziği - 1 / Oi Va Voi

  • Posted: Sunday, May 31, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

"Ladino" deyince bu çocukların da bir şarkılarını hatırlatmadan geçemedim.. İngiliz bir pop grup aslında.. Grup adı İbranice ama grup üyelerinin etnik kökenini pek araştıramadım. Bir de bana ne canım annesi Yahudi miymiş, Ermeni miymiş :). Neyse, fazla da uzatmayayım. Bir tek "Ladino Song" şarkılarının rapidshare linkini veriyorum. Bir dönem ard arda defalarca dinlemişliğim vardı.. Bilmeyen varsa indirsin, teşekkür etsin :).

OiVaVoi-LadinoSong.mp3

İsrail Müziği - 1 / Mor Karbasi

  • Posted: Friday, May 29, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Sevgili okuyucu, Suriye sınırımızdaki verimli arazilerin İsrail'e verilmesi ısrarının sonuca ulaşma şansı azalınca, "Mutluluk Arayanlar" İsraillilere de kapılarını açmaya karar verdi.. Üzülmesinler, buraya gelsinler, Mor Karbasi gelsin, Yasmin Levy gelsin, Hadara Levin gelsin.. Dinleyelim onları.. Bir yandan da "Ladino" nasıl bir dilmiş, kimler konuşurmuş araştıralım..

Evet, gerçekten mükemmel bir ses sırada, Mor Karbasi.

MorKarbasi-Judia.mp3

MorKarbasi-Roza.mp3

İspanyol Müziği - 2 / Benjamin Escoriza

  • Posted: Friday, May 29, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Artık Radio Tarifa olmasa da, solistleri müzik yolculuğuna devam etmekte.. Benjamin Escoriza çok da yabancı olduğumuz bir isim değil.. Şevval Sam'ın "İstanbul's Secrets" albümünde "Ben Seni Sevduğumi" parçasına eşlik etmiş, geçen yaz da Çeşme'nin konukları arasında yer almıştı. Neyse, sadece meraklıları için, "Alevanta" albümünden iki parça..

BenjaminEscoriza-ElRaton.mp3 // BenjaminEscoriza-ElCebolllon.mp3

İspanyol Müziği - 1 / Radio Tarifa

  • Posted: Wednesday, May 27, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Tarifa.. İspanya'nın en alt noktasında bir küçük kasaba. "Radio Tarifa". Adını bu kasabadan almış, o toprakların iklimini, endülüs iklimini yaşatmış bir grup. Etnik müzik arayışımın başlangıcı...

Tarifa. Afrika sahillerine 14 kilometrelik bir mesafe. Radio Tarifa, 14 yıllık bir yolculuk. Ve, her güzel şey gibi artık yok..

Evet, şimdi gözlerimizi kapatalım ve "Sin Palabras" dinleyelim..

RadioTarifa-SinPalabras.mp3 // RadioTarifa-Manana.mp3 // RadioTarifa-ElQuinto.mp3 // RadioTarifa-Osu.mp3 // RadioTarifa-LammaBada.mp3

Ayn Zeliha - Zeliha'nın Gözyaşları

Urfa. Sabah namazına yakın bir vakit.. Halil-ür Rahman Gölü -Balıklı Göl- çevresinde benden başka kimse yok. "Huzur" kelimesinin vücut bulduğu bir mekan burası... Sessizliği bozmamaya gayret ederek "Ayn Zeliha" gölüne yaklaşıyorum.

İki göl yan yana.. Tarih, Zeliha'nın adını pek de anmamış. Zeliha. Nemrut'un kızı.. Ayn Zeliha. Zeliha'nın gözyaşları. Zeliha'nın, İbrahim Aleyhisselam için döktüğü gözyaşlarıyla bu gölün oluştuğunu gündüz dinlemişiz..

Vakit ise gece.. Hafif bir serinlik yüzümü yalayıp geçmekte. Huzur, esenlik bu olsa gerek. Kendimi bu göl ile ilgili var olan diğer bir rivayete yakın hissediyorum birden.. Zeliha, sevdiği ile aynı anda alevlere bırakmış olmalı vücudunu. Ve o anda, zamanın durduğu anda gelen "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ol, esenlik ol" nidasına o da muhatap olmuş olmalı..

Sabah ezanı okunuyor.. Dünya canlanmadan son güzel dakikalarım. Tarih, Zeliha'nın adını pek zikretmemiş. Fakat, Balıklı Göl'ün sakinlerinin sürekli "Zeliha" diye zikrettiğini hayal ediyorum o dakikalarda.

Evet... Şüphesiz ki, kendisini aşk ateşine atan için de, o ateş, serin ve esenlik olur..

KazancıBedih-NemrudunKızı.mp3

Hayvan Aşkları - 2 / Karıncanın Aşkı

  • Posted: Wednesday, May 20, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Takati kalmamıştı ayaklarının.. Biraz daha dayanmaları için adeta onlara yalvarıyordu. Bir yandan da gökyüzünü kaplayan yoğun duman altında, alevlere doğru yol almaya çalışıyordu.. Yetişemeyecekti.. Yanaklarından süzülen yaşlar, taşımakta olduğu bir damla suya karışmaktaydı.. İbrahim Aleyhisselam, fırlatılmış olduğu alevlere doğru an be an yaklaşmaktayken o, zamanında yetişemeyecekti. Bir damla su ile birlikte kendini de atmayı planladığı ateş, karıncaya bir ömür mesafedeydi...

Bin ömrü olsa.. Tekrar tekrar doğsa.. Tekrar tekrar atardı kendini sevdiğinin ateşine.. Ve, sahne kapandı orada..

Sonradan karıncaya ne olduğuna dair bir bilgi maalesef menkıbelerde yok.. Şüphe yok ki, karınca sevgilisinin ateşini söndüremeyecekti.

Ama o ateş, karıncanın varlığını yok edecek ve geriye sadece, sevdiğinin bundan hiç bir zaman haberdar olamayacak olmasının teessürü kalacaktı. Hiç bir zaman, bilinmesini sağlayabilecek kadar yaklaşamayacak olmasının kahrı...

Hayvan Aşkları - 1 / Sülüğün Aşkı

Yerdeydi.. Düşmüştü sonunda. Sürekli kirli kana maruz kalmaktan maddi, manevi ağırlaşmıştı.. Ve tutunamamıştı.. Düşmüştü sırtından sevdiğinin. Ama.. Son anlarını da onu düşünerek geçirecekti inadına. İlk gördüğü anı.. Teninin tenine değdiği anı.. Evet, hayatının ilk ve son aşkıydı o. Sülüklerin kaderiydi zaten bu.. Tek aşk olabilirdi onlar için.. Ölümüne.

Tekrar hatıralarına daldı. Kemeraltı'nda tutsak edildiği şişeden onu görünce nasıl da heyecanlanmıştı.. Hele çantasına girdiğinde.. O güzel kadını da, kendini de yaratan güce binlerce kez teşekkür etmişti idrakınca. Ne güzel bir başlangıçtı..

Aslında, iyi şeyler vermekti niyeti. Onlarca farklı etki aktaracaktı sevdiğinin vücuduna, hayatına.. Ama nihayetinde o bir sülüktü.. Ne kadar sevilebilirdi ki? Bir ısırığı hatırlandı sonunda.. Ve sevdiğinin sürekli kirli kanına muhatap oldu o ısırığın ardından hiç ses etmeden.. Olsundu, dayanabildiği kadar içecekti, ses çıkarmayacaktı. Sevdiğinden gelen herşeye razıydı. Dayandı, dayandı -ama sabır göstermek manasına değildi dayanması-. Bir yerde bitti. Sülüğün kaderi, düşmekti.

Halbuki iyi şeyler vermekti niyeti. Doğası buydu.. Ama bunları düşünmek için, konuşmak için çok geçti.. "Lanet olsun"larla, "Bir daha mı"larla atıldı sokağa..

Gerçi, son nefesini verirken çok huzurluydu. Aradığı aşkı bulabilmişti kısa hayatında. Belki kimsenin önemsemediği, önemsemeyeceği.. Komik bulacağı.

Bir sülük aşkı.. Sülük kapasitesince bir aşk.

GökhanKırdar-ÜstümeBasıpGeçme.mp3

Gelincik Çiçeği

"Kadın erkeğin gelincik çiçeğidir" diyor Peygamberimiz. "Kitab-ı Aşk"ta gelincik çiçeğinin çok zarif ve narin bir çiçek olduğunu bir kez daha hatırlatmakta İskender Pala.. Dalından koparıldığında bir kaç dakika içinde parlaklığını, canlılığını, güzelliğini yitirmektedir bu çiçek.. En küçük hoyrat muamele ve sarsıntıda yara alıp zedelenmekte..

Evet, Peygamberimiz kadını bu çiçeğe benzetmekte. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde.

Doğada kendi kendine yetişmesinin özgürlüğünü, kırlarda alabildiğince yayılmasının neşesini, o narinliğinin, zarifliğinin, inceliğinin verdiği güzelliği ve kırmızı renginin asaletini paylaşabilmeyi istiyorsak, üzerine titrenilmesi gereken bir çiçek kadın..

Peygamberimizin sözünden sonra ne söylenebilir ki.. Bir daha bir gelincik çiçeğini zedelemek nasip olmasın..

Metin&KemalKahraman-Ferfecir.mp3

Sülükle Tedavi (Hirudoterapi)

  • Posted: Thursday, May 14, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

Sülük hayvanı :), antik çağlardan beri tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Kanını emdiği kişinin vücuduna 100'e yakın biyoaktif madde enjekte eden sülük vücutta ilk bırakıldığı yerde değil, kendi tespitine uygun mahalde bu yeteneğini sergilemektedir. Salgılamış olduğu maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken, bir kısmı oluşmuş pıhtıları eritmekte, birkaçı ağrı kesici özellikler sergilemekte, bir bölümü de kan basıncını dengelemektedir. Tedavinin antidepresan, antibakteriyel, antioksidan etkinliği de tıbbi çalışmalarla ortaya konulmuştur.. Sadece Almanya'da 300'ü aşkın Hirudoterapi Kliniği varken, yalnızca Avrupa'da yılda 100 milyon sülük tedavi amaçlı kullanılmaktadır.. 2004 yılında Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini akretide edip eczanelerde satılmasına izin vermiştir.. Teknik bilgi bu kadar :). Vücuttaki kirli kanı emdikten sonra, kendisini bırakan ve bir daha kullanılmayacak ve belki de imha edilecek olan sülük için ileriki yazılarda neler yazabiliriz bir bakalım :p.

Zaza Müziği / Ahmet Aslan

  • Posted: Tuesday, May 12, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Cumhurbaşkanımız Kürt açılımı yaparsa, Mutluluk Arayanlar'da Zaza açılımı yapar ey sevgili okur..

Blogun yüklenmesi ile çalmaya başlayan "Minnet Eylemem" ve son "Ebru Sanatı" yazısında yer alan "Tanımadığım Ten" şarkılarını Türkçe seslendirmiş olan Zaza sanatçı Ahmet Aslan'ın bir Zazaca (Zazaki) eserini de bu vesileyle sunmuş olalım..

Vakit bulunca, Zaza'ların Kürt'lerle akraba olup olmadığına, Kurmançi konuşanlar ile anlaşıp anlaşamadıklarına, Sasani'lerin soyundan gelip gelmediklerine, Zerdüşt dini'nin kutsal kitabı Avesta'nın dilinin Zazaca olup olmadığına bakmak lazım...

AhmetAslan-Xerib.mp3

Amerikanya Müziği - 1 / DEBU

  • Posted: Monday, May 11, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Önceki yazılarda "Teksas yöresi" müziklerinden bahsedince, değişik tâbiiyetlerden bir grup gencin oluşturduğu DEBU grubuna da yer vermeden geçmek olmazdı.. Teksas'ta bir araya gelmiş olan bu çocukların ortak özelliği din olarak "İslamiyet"i seçmiş olmaları.. Farklı farklı dillerde şarkı söylüyorlar.. Türkçe bir şarkılarını rapidshare linkinden indirebilirsiniz. Artık yaşamlarını Endonezya'da sürdüren "DEBU ailesi"ni daha da çok sevmek için videolarını izlemenizi tavsiye ederim..

DEBU-Sarayda.mp3

Yemekteyiz


Blade bir mi iki mi, hatırlamıyorum. Bir baş vampir var. Vampirlik mesleğinin başlarında daha. Hatta sonraları diğer baba vampirleri filan halledip bir takım atraksiyonlara girecektir. Evet, bu vampir genç bir ara sokakta Blade ile karşılaşır. Gündüz vakti, artık krem mi sürmüştü neydi, gündüz de çıkmıştı dışarı. Neyse, vampirimiz gençti fakat bilge bir kişilikti, Blade'i görünce onu aydınlatmak istedi; "Kardeşim, bitkileri hayvanlar yer, hayvanları insan yer, insanları da biz yeriz, böylelikle bir gelişim döngüsü kurulmuş olur, bunda nasıl bir terslik görüyorsun ki bizimle uğraşıyorsun?" dedi.

Gerçi Blade'in vampiri tam da dinleyemediği -o sırada yere düşmek üzere olan bir çocuğu mu tutmaya çalışıyordu neydi- sonradan göstereceği fevri tavırlarından anlaşılacaktı. Blade'in kafası anlatılanlara basmamıştı. Halbuki olayı çözmüş olan bir grup insan da vardı Blade filminde. Onlar sürekli kendilerini ısırttırmak isterlerdi. Bir üst seviyeye çıkmak, üstün insan -vampir- olmak isterlerdi bu insanlar. Gerçi vampir kardeşlerimiz de ısırmazlardı genellikle bunları. Demek ki tam pişmemişti o arkadaşlar herhalde. Neyse...

İnsan yetiştirmek, tarih boyunca büyük medeniyetlerin önemli bir çalışma alanı oldu. Toplumu oluşturan bireylerin “insan” denilebilecek kıvama gelmesi için uğraşıldı. Ham olmamalı idi bu bireyler, çiğ olmamalı idi. Hayat içinde pişirilmeli ve değişik lezzetler taşımalıydılar, kendilerini tadana keyif vermeliydiler.

Bu medeniyetler aynı zamanda engin yemek kültürlerine de sahiptiler. Önce yemek pişirmeyi mi öğrenmişlerdi, yoksa insan pişirmeyi mi öğrenmişlerdi bilinmez. Her ikisi de aynı şeydi aslında. Bir besin döngüsünün farklı seviyelerdeki halkaları idi. Yemek yapmak ile insan yetiştirmek aynı şey idi. İkisi de yenilecek lezzette olsun diye uğraşılırdı.

İşin önemli yanı, bu besin zincirinde, bir üst yapıya terfi etmeyi başaran sınıf atlamış olurdu. Bitkiler hayvanlara yem olup, onun madde yapısında yer almak, hayvan olmak isterdi, hayvanlar, insan. İnsanları ise kim yerdi kısmını tasavvufi konulara ilgi duyanlara bırakıp “slow food” olmamız dileğiyle yazıya son veriyorum.

Ebru Sanatı - Son

Ebru sanatına başlangıcım Nuri Pınar abimle.. On yıl öncesi.. "Ruhunu suya yansıtabilirsen ebru yapmış olursun" demişti Pınar abi.

Ruhumu suya yansıtma arayışıyla on yıl geçmiş.. Fazlası var, eksiği yok. Bu gece Alsancak'ta gördüm Pınar abimi.. Sarıldık. Oturduk bir yere.. Çay, sohbet, hatıralar..

"Ebru teknesi" ile epey bir sahillerde dolaşmıştık o zamanlar.. Bir yandan Pınar abinin üflediği "ney"in sesi.. Arada bir sahilden uzaklaşmalar.. Yılların geçmesi.. Yavaş yavaş engin denizlere çıkılan yolculuklar, teknenin rüzgarda ceviz kabuğu misali savrulması. Acılar, sıkıntılar, özlemler, kavuşamamazlıklar, aşklar.. Tekneye fırlatılan renkler.. Denizin dalgaları..

Evet, on yılım ebru yaparak geçmiş..

Meğer tekne benmişim, dalgalar da, ruhumun tekneye sahip çıkmasını sağlatabilmek için gereken vasıtalarmış.

Ve en başta da zaten suya yansıyacak bir ruhum bile yokmuş.. Ebru, ruhumu bulma yolculuğum imiş.

AhmetAslan-TanımadığımTen.mp3

Ebru Sanatı - 6

"Su üzerine yazı"dır ebru... Yok olmanın, iz bırakmamanın sanatıdır. Varlık, şöhret peşinde olmamanın... Bütün sanatlar şöhrete koşarken, ebru sadece yardımcıdır onlara. Bu görevi olmasaydı kağıtla da bir araya gelmezdi..

Hat sanatının, minyatürlerin, ciltlerini süslediği kitapların yükselmelerine vesile olur ebru. Destek olur onlara.. Ama hep arka planda kalarak. Tanınmadan.. Bilinmeden..

Tarihsel olarak da aynı "garib"liği yaşamıştır. Hatta son yüzyılımıza, birkaç kişinin onu canlı tutma çabaları sayesinde ulaşabilmiştir. Özellikle Necmettin Okyay.. Sonra Mustafa Düzgünman. Allah rahmet eylesin her ikisine de.

Evet.. Garibdir ebru..
Ve.. Ne mutlu garib olanlara.

BülentOrtaçgil-EylülAkşamı.mp3 (Uykusuz gecelerimin yoldaşı)

Meksika Müziği - 2 / Selena

  • Posted: Sunday, May 03, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Teksas & Meksika müziklerine "Tejano Music" veya "Tex-Mex Music" deniliyor.. Aslında mutfaklarına da Tex-Mex diyorlar ya. Hatta İzmir'de Selway Outlet karşısında bu kapsamda ve isimde bir restoran vardır.. Neyse, konumuza dönelim, bir şarkısını sizlerle paylaşacağım, Meksikalı bir çiftin kızları olan Selena Quintanilla "Tejano Kraliçesi" olarak tanınmış kısa yaşamında.

1995 yılında 24 yaşında iken öldürülen şarkıcının hayatı, Jennifer Lopez'in başrolünü oynadığı bir film ile sinemaya da yansımıştı.

O tarihlerde Teksas valisi olan George Bush tarafından, kendisi için bir anma gününün de takvimlere yerleştirilmiş olduğunu okuduğum şarkıcının, Meksikalı Madonna olarak da tanımlandığını söyleyerek yazıyı bitirelim..

Selena-ComoLaFlor.mp3

Meksika Müziği - 1 / Calexico

  • Posted: Saturday, May 02, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Kimse ülkesine Meksikalı sokmazken, "Mutluluk Arayanlar" Meksika müziğine kapılarını açar sevgili okuyucularım.. Aslında müzik hispanik olmasına rağmen, grup Amerikanya'dan.. Evet, Kaliforniya eyaletinin Meksika sınırındaki bir kasabasından adını almış olan Calexico.. Trompet, gitar, akordeon.. Daha ne olsun. Kaçırmayın..

Calexico-MinasDeCobre.mp3

Calexico-ElPicador.mp3

Calexico-Gypsy'sCurse.mp3

Sevgiliden Haber...

Mevlana, Şems-i Tebrizi'den ayrıldığı zaman inanılmaz acılar çeker ve ondan haber getirenlere hediyeler verir. Bir gün sarhoşun biri "Şems-i Tebrizi'yi Bağdat'ta gördüm" der. Mevlana sırtındaki kaftanı çıkarır ve ona hediye eder. Yanındakiler gelirler: "Aman efendim, ne yaptınız? O, sarhoşun tekidir. Onun Şems-i Tebrizi'yi görmesi imkansız. Bütün gün ayyaş ayyaş dolaşır. Yalan söylüyor." Mevlana tebessüm ederek "Biliyorum" der. "Onun, bırakın Şems'i görmeyi, Bağdat'a da gidemeyeceğini biliyorum."

"Ben o kaftanı onun yalanına verdim.
Eğer gerçek olsaydı, canımı verirdim."

İlkayAkkaya-DüşürdünAşkınNarına.mp3 // SümeyraÇakır-DüşürdünAşkınNarına.mp3

Tutuklu

Thoreau, ABD'nin Meksika'ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına vergiyi "ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın" gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapiste yattı.

Kendisinden ondört yaş büyük olan ve bir çok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Ralph Waldo Emerson telâşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşmanın cereyan ettiği anlatılır;

– Henry, neden buradasın?
– Waldo, sen neden burada değilsin?

SezenAksu-BenSendeTutukluKaldım.mp3

Ebru Sanatı - 5

Ebru yaparken, boyanın kitre üzerinde dağılışını ayarlamak için öd katarsınız boyaya. Sığır ödü.. Koklayanınız var mı bilmem.. Dayanmak kolay değil. Ciddi ciddi mezbahadan, sığır ödü alırsınız. Boyayı onunla seyreltirsiniz.. O muhteşem sanatın ardında öd vardır.

Yani.. Her güzelde bir çirkinlik olabilir, her çirkinde bir güzellik.

Seven, çirkinde bile güzellik bulur, sevmeyen ise güzelde çirkinlik bulur.

SibelGürsoy-BeniDüşün.mp3

Kaka

  • Posted: Saturday, April 25, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Çocuk doğduğunda, ilk süt emişi nasıl bir mutluluktur anne baba için kimbilir.. Sindirim sistemine giden o ilk besin.. Mikroorganizmaların sütü parçalamaları.. İlk gaz çıkartmalar. Sonra, bebeğin kakasını yapması. Hele bir yapmasın.. Yapamasın. Çok ciddi problem, hemen tıbbi çözümler aramak lazım. Neyse, sorun çözüldüğünde, kimbilir anne baba nasıl sevinir. Çocuğumuz kakasını yaptı diye..

Yani.. Sembolik bir açıklama olacak biraz ama, büyük bir insan için olumlu değerlendiremeyeceğimiz bir davranış, bir bebek tarafından yapılınca mutluluk verici kabul edilmekte, hatta yapıl(a)maması problem olmakta.

Acaba, hayatımızdaki insanlara yetişkin oldukları zannıyla bakmasak mı biraz? Hani içimizde çocuk vardı, Doğan Cüceloğluydu, Üstün Dökmendi?

Ebru Sanatı - 4

Geleneksel ebru yapımı bir ritüel.. Gül dalına, at kuyruğundan kestiğin kılları bağla, fırça yap. Toprağı ezerek oluşturduğun boyayı fırçana al.. Hayatı oluşturan suya fırlat.

İnsan bir damla boyadan yaratıldı.

Ebru...

İnsan olma süreci. Topraktan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana evrimleşme süreci.

ZülfüLivaneli-SevdalıBaşım.mp3

Ebru Sanatı - 3

"Geven".. Yabani bir bitki bu.. Dikensi. Yaramazdı bir işe.

Ama.. Biri gelip göğsüne bir çizik atarsa. Bir de üzerinden zaman geçerse. Kanar o yarası. Özsuyu akar ordan. O özsuyu toplanır.. Suda eritilir. Artık ebruyu taşıyan su olmuştur. Kitre olmuştur yani. Dikendi. Ebruyu taşıyamazdı.

Eridi
yok oldu
kitre oldu.

Sonunda da ebru oldu.

Teoman-SerserimBenim.mp3

Ebru Sanatı - 2

Gül dalından yapılmış fırçadan ayrılığın etkisi ile bir damla gözyaşı haline gelen boya, birazdan da suya çarpacak ve tümden dağılacaktı.. Son anlarını gül dalını düşünerek geçirdi. Kısa beraberliği, hayatının en anlamlı zamanı olarak kalacaktı.

"Güle yakın olan diken, gülden sayılır" der Mevlana..

Suya doğru hızla ilerlemekte olan boya damlası bu sözü hatırlamıştı. Güle kendini ne kadar yakın hissettiğini, bu nedenle suda bırakacağı izi düşündü.. Gülümsedi.

Ve kendini huzur içinde sulara bıraktı...

Yaşar-YaprağınKaderiDüşmekmiş.mp3

Afrika Ülkelerinin Resmi Dilleri

  • Posted: Monday, April 13, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 8- Diğer

Etnik müzik dinlerken, haliyle ne kadar "etnik" olduğunu da sorguluyor insan. Bir ara Mali müziği örnekleri verirken Afrika kıtasında Fransızca konuşan ülkeleri araştırmak lazım demiştim.. Biraz vaktim oldu, oturdum resmi dili "sadece" Fransızca olan 11 Afrika ülkesi saydım.. Sadece İngilizce'nin resmi dil olduğu 8 Afrika ülkesi ve sadece Portekizce'nin resmi dil olduğu 5 Afrika ülkesi bulunmakta. Fransızca, İngilizce, Arapça ve yerel dillerin birkaçını resmi dil kabul etmiş olan 17 ülke yer almakta kıtada.

Geriye ise, resmi dil olarak kendi dili olan Arapça'yı kullandığını gördüğüm; Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır ve yerel dillerini resmi dil kabul etmiş Etiyopya, Eritre ve Somali kalmakta.. 50 civarı Afrika ülkesinin özeti.. Bir eksik bir fazla saymış olabilirim, bilimsel çalışmalarda kaynak göstermeyiniz :).

Cezayir Müziği - 2 / Souad Massi

  • Posted: Monday, April 13, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Houria Aichi ağır geldi galiba :). Neyse, zaten daha fazla uluslararası tanınmışlığı olan Souad Massi'ye geçmenin zamanı gelmiş. Arap ve Avrupa kültürlerinin birleşimi kolay dinlenebilir, gerçekten hoş şarkılar. Mazeret yok yani :). Sırada bir güzel kadın.. Souad Massi.

SouadMassi-EchEdani.mp3

SouadMassi-Bladi.mp3

SouadMassi-MeskEli.mp3

Mevsimlere Özlem - 3 (Üçün Beşin Hesabı)


Üç beş gün daha sürer kış yağmurları
Üç beş ay daha bahar kapında, ne olur kapatma perdeleri
Üç beş yıl daha yaz gelmez, güneş doğmaz bu ülkeye
Sonra, tekrar mevsimler normal seyrinde..

ÖzdemirErdoğan-ElifDedimBeDedim.mp3

Cezayir Müziği - 1 / Houria Aichi

  • Posted: Tuesday, April 07, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Yeknesak bir tempo.. Ağırlıklı dini temalar. Gerçekten de etnik müzik bu olsa gerek. Tam çöl müziği. Houria Aichi. Şarkılar fotoğraftaki "Hawa" albümünden değil, yanlış anlaşılmasın. Son söz.. Mutlaka deneyin..

HouriaAichi-PartisansSong.mp3

HouriaAichi-LaEllahaİllalah.mp3

HouriaAichi-ElFaidhane.mp3

İlk Bakış Terapisi - 6

  • Posted: Sunday, March 29, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

...
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep hep yeniden başlamak isterim.

- Özdemir Asaf

İlk Bakış Terapisi - 5

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

- Mevlana

SezenAksu-YeniliğeDoğru.mp3

İlk Bakış Terapisi - 4

Hadi gel, doğduğun gibi gel
Hadi gel, doğduğun gibi gel
Her şeyden, her şeyden, her şeyden
Arınıp gel

BulutsuzlukÖzlemi-DoğduğunGibi.mp3

Afganistan Müziği - 4 / Farhad Darya

  • Posted: Sunday, March 22, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler


Afganistan sevdamız devam ediyor, sırada Farhad Darya var.. Pop müziğe daha yakın, Afganistan dışında da tanınan bir sanatçı Farhad Darya. Seveceğinizi zannediyorum. En azından 2008 yılında çıkardığı HA albümüyle aynı isimdeki şarkıyı bir deneyin.

FarhadDarya-HA.mp3

FarhadDarya-Khosham.mp3

FarhadDarya-Babulal.mp3

"TRT Avaz" Bütün Türk Dünyasına Seslenecek.

TRT Avaz Türkçe, Kazakça, Kırgızca, Azerbaycan Türkçesi, Özbekçe ve Türkmence dillerinin konuşulduğu coğrafyada yer alan izleyicilerle buluşuyor.

TRT’nin Türk dünyası için hazırladığı yeni kanalın kapsamında Çin Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Afganistan, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Suriye, Irak, İran, Bulgaristan, Yunanistan, Balkan ülkeleri ve Doğu Avrupa ülkelerinin tamamı yer alacak.

Mali Müziği

  • Posted: Saturday, March 21, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Mali müziği.. Salif Keita, Issa Bagayogo, Amadou & Mariam.. Benim bildiklerim. Fotoğraftaki Amadou ve Mariam ikilisinin şarkıları çoğunlukla Fransızca. Bir ara hangi Afrika ülkelerinin resmi dilinin Fransızca olduğunu da araştırmak lazım.

SalifKeita-Folon.mp3

IssaBagayogo-Toroya.mp3

Amadou&Mariam-JePenseAToi.mp3

Mevsimlere Özlem - 2

Kış bittiyse eğer,

Hayata kattığı beyazlığı, saflığı, sadeliği özlenecek bir müddet,

Güneşin geç mi doğmuş olmasının erken batmasına sebep olduğu sorusu ise hep akılda .....

YavuzÇetin-SadeceSeninOlmak.mp3

Senegal Müziği

  • Posted: Thursday, March 19, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Senegal müziği denilince ilk akla gelen Youssou N'Dour. 7 Seconds şarkısı bir dönem oldukça tutulmuştu. Ben ise sizlere fotoğrafını gördüğünüz Cheikh Lo ve bir başka Senegalli Ismael Lo'nun şarkılarını öneriyorum. Erdal Efe'nin kulakları çınlasın.


CheikhLo-Zikroulahi.mp3

IsmaelLo-InchaAllah.mp3

IsmaelLo-Baykat.mp3

Mevsimlere Özlem - 1

Yaz bittiyse eğer,

Sonbaharın getirdiği yağmur damlaları olacak bir müddet, güneşin artık ısıtmadığı yanaklarımda..

Sahilde kalan ayak izleri ise dalgalara hala direnmekte.

YavuzÇetin-Sahil.mp3

Varlık Barışı Yasası 13,5 milyar lirayı ekonomiye kazandırdı.

Hükümetin vergi mükelleflerine uzattığı barış eli karşılığını buldu. "Varlık Barışı" adı altında yastıkaltı ve yurtdışından ekonomiye kazandırılan tutar 13,5 milyar TL'yi aştı. Bankalardan gelecek güncel kayıtlarla bu tutarın 16-17 milyarı bulacağı belirtildi..

04.03.2009 - Sabah

Ebru Sanatı - 1

  • Posted: Tuesday, March 03, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Gül dalından yapılmış fırça boyayı suyun üzerine bıraktığında varlık alemine bir adım daha yaklaşmıştı boya. Topraktan alınıp ezile ezile hazırlanmıştı bu ana. Topraktan, yokluktan. Varlığa, mükemmel bir ebrunun dokularına.

Her ebrunun ayrı bir şekli vardı. Daha önce yapılmamış, bir daha yapılmayacak. Hiç düşünür müydü toprak, kendindeki sadelikten ebrudaki ihtişam çıkacak?

Ebru.. Özündeki sadelik, samimiyetle, cismindeki güzelliğin birlikteliği.

Mikrokredi Projesi sayesinde 6 yılda 17 bin 500 kadına 22 milyon liralık kredi verildi..

Bangladeşli ekonomi profesörü Muhammed Yunus'un Nobel ödüllü 'Fakirbank Projesi' 2003'ten bu yana Türkiye'de uygulanıyor. İlk olarak Diyarbakır'da başlatılan proje şu anda 26 ilde yürütülüyor. Çeşitli işkollarında üretim yaparak aile bütçesine destek olmaya çalışan kadınların projeye ilgisi giderek artıyor. Yoksulluğun azaltılması amacıyla uygulanan Mikrokredi Projesi sayesinde 6 yılda 17 bin 500 kadına 22 milyon liralık kredi verildi. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı ve İl Özel İdareleri'nin kaynak sağladığı projeye şimdi de belediyeler finans desteğinde bulunacak.

Türkiye Organizasyon Cenneti Oldu...

Türkiye, 11 Avrupa ve Dünya Şampiyonasını düzenlemeye hak kazanmıştı, blogda bulunmasında fayda var;

2009 Voleybol Avrupa Erkekler Şampiyonası.
2009 Kısa Kulvar
Avrupa Yüzme Şampiyonası.
2009 Eskrim Büyükler Dünya Şampiyonası.
2010 Basketbol Dünya Şampiyonası.
2010 Judo Dünya Şampiyonası.
2011 Avrupa Gençlik Oyunları.
2011 Üniversiteler Arası Kış Oyunları.
2011 Tenis Dünya Şampiyonası.
2012 Atletizm Salon Dünya Şampiyonası.
2012 Kısa Kulvar Yüzme Dünya Şampiyonası.
2012 Golf Dünya Şampiyonası.

Türk Müziği - 2 / Şerif Muhiddin Targan (Rabb-ül Ud)

  • Posted: Thursday, February 26, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Şerif Muhiddin Targan'a devam.. Peygamberimizin soyundan, son Mekke emiri Şerif Ali Haydar Paşa'nın oğlu. Osmanlı modernleşmesinin enteresan bir örneği de aslında. Gündüzleri viyolonsel dersleri alıp geceleri gizli gizli ud çalması kendi hatıratından bulunup okunmalı. Bir yandan da aşağıdaki muhteşem eser dinlenmeli. Işıklar da kapatılsın tabii..

SerifMuhiddinTargan-FerahfezaTaksim&SazSemaisi.mp3

İlk Bakış Terapisi - 3

  • Posted: Thursday, February 26, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

"Arka arkaya bakma, ilk bakış senin hakkındır, fakat diğer bakışlar senin değildir."

hadisini şöyle mi düşünsek;

İlk bakış bizim (insanın) hakkımız olsa, yani insan olmak istiyorsan sadece ilk bakış hakkın olsa.. Her şeye her zaman ilk kez bakıyor olsan. Bir takım şartlanmışlıklarla tekrar tekrar aynı şeyi görüyor olduğunu düşünmesen. Hayatın her an değişim içinde olduğunu bilsen.

İlk Bakış Terapisi - 2

  • Posted: Thursday, February 26, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Annemiz, babamız, sevgilimiz her gördüğümüzde yeni tanıdığımız biri olsa, yepyeni olsa, tertemiz olsa (olaylarla, kızgınlıklarla, kırgınlıklarla kirletmiş olmasak) dediğimizde, cennette yaşayanlara tertemiz eşler vaad edilmesinin (ayet) muhatabı mı olmaktayız?

Bilincimizin cennet boyutu, kendimize tertemiz eşler, arkadaşlar, mekanlar, zamanlar seçtiğimizde mi oluşmakta? Cehennem hayatını oluşturan günahlar, yükler (önyargılar, şartlanmışlıklar, kişisel her türlü tanımlamalar) bizim kendi ateşimiz mi acaba?

İlk Bakış Terapisi - 1

  • Posted: Monday, February 23, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Yıllar sonra gördüğümüz bir arkadaşımızı, onu gördüğümüz anda canlanan hatıralar ve onun hakkında oluşturmuş olduğumuz intiba doğrultusunda değerlendirmesek? Değerlendirmeyebilsek yani. O bizim için yepyeni birisi olsa..

Annemiz, babamız, sevgilimiz her gördüğümüzde yeni tanıdığımız biri olsa, yepyeni olsa, tertemiz olsa?

Türk Müziği - 1 / Şerif Muhiddin Targan (Rabb-ül Ud)

  • Posted: Sunday, January 25, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Şerif Muhiddin Targan (1892-1967).. Ud icrasında ekol olmuş önemli bir isim. Hatta ud tarihinde "Şerif Muhiddin'den önce/sonra" ayrımı var.. Araplar tarafından "Udun Rabbi" olarak adlandırılmış. Bağdat konservatuarının kurucusu. 8 yıl süren New York yaşamında dönemin önde gelen eleştirmenlerinin Paganini ile karşılaştırdıkları kişi. Safiye Ayla'nın eşi.

SerifMuhiddinTargan-Kapris.mp3

SerifMuhiddinTargan-KoşanCocuk.mp3

Sevmek - 14 (Beyaz Güvercin)

  • Posted: Sunday, January 25, 2009
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Cennetten bir bahçe idi sanki kafesin içi.. Kafes dense de, ucu bucağı yok lakin. Günlerce, aylarca uç, sonu sınırı yok. Güzel olan da bu değil mi, kafestesin aslında ama, kafesten haberin yok.

Bu güzellikleri paylaşan ise iki tane kuş olmalı. Birisi Zümrüd-ü Anka. Diğeri ise Allah'ın yarattığı binbir güzel kuştan biri. Fakat, çıkmış olan son yangında Zümrüd-ü Anka kuşu yine kaderine yenik düşmüşse, bir kül yığını haricinde bir bakiye kalmamışsa kendisinden geriye. Kafes de, Zümrüd-ü Anka'ya inat, her yangın öncesindeki gibi iyice daralmışsa...

Anka tekrar küllerinden doğacak. Kafes tekrar cennet bahçelerinden bir bahçe. Eksik olan, bir beyaz güvercinin kanat çırpışı.

Türkiye Hızlı Tren Hatlarıyla Örülüyor..

Ankara-Eskişehir arasını 1 saat 15 dakikaya indirecek hızlı tren, 2009 şubat ayında insanlı test sürüşüne başlayacak. Altyapısı tamamlanan Ankara-Konya hızlı tren hattı da 2010 yılının sonunda hizmete girecek. Ankara-İstanbul, Ankara-Sivas hızlı tren projelerinin de yapımına devam edilmesi ve önümüzdeki yıl Halkalı-Bulgaristan hızlı tren projesine işlerlik kazandırılması öngörülüyor. Tüm projelerin tamamlanmasının ardından Kırklareli'nden, İstanbul, Ankara, Kars, Adana, Antalya, İzmir, Eskişehir, Afyonkarahisar, Konya ve Kayseri'ye hızlı trenle ulaşmanın mümkün olacağını vurgulayan Ulaştırma Bakanlığı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürü Ahmet Arslan, "Hızlı tren projelerine her yıl yaklaşık 2 milyar dolar ödenek ayrılıyor. Hedefimiz Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023'te tüm bu demiryollarını hizmete sokmak" diye konuştu.

Nazım Hikmet'e Vatandaşlık Hakkı Geri Verildi.

Eski Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddesine göre 25 Temmuz 1951'de Türk vatandaşlığından çıkarılmış olan Nazım Hikmet'in tekrar Türk vatandaşlığına dönmesine imkan veren bir Bakanlar Kurulu kararı imzaya açılmış ve tamamlanmıştır.


En güzel günlerimiz
Henüz yaşamadıklarımız..

TRT 6 Yayında...

THY Dünyayı Şaşırtıyor...

Türk Hava Yolları küresel krize rağmen, 2008 cirosunu % 23 artışla 4,5 milyar dolara yükseltti. Halen 116 uçağı bulunan THY, 2008 yılının son aylarında ise 105 uçak siparişi daha vererek krizden fayda sağlamayı başarabilecek maddi güce sahip olduğunu göstermişti.

22 Aralık 2008 tarihinde yapılan açıklamada ise THY'nin Bosna Hava Yollarına % 49 hisse ile iştirak ettiği bildirilmekteydi.

İran Müziği - 2 / Mahsa & Marjan Vahdat

  • Posted: Sunday, December 21, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

İki kız kardeş, Mahsa ve Marjan. Haleili isimli parçanın da yer aldığı "Songs from a Persian Garden" albümleri İran'da oldukça tutulmuş.

İkinci parça ise birkaç ay önce çıkmış "I Am Eve" albümünden..


Mahsa&MarjanVahdat-Haleili.mp3

Mahsa&MarjanVahdat-Navai.mp3

Dünyanın En İyi 100 Otelinden 17'si Türkiye'de...


Avrupa’nın en büyük tur operatörlerinden TUI’nin misafir memnuniyeti anketiyle belirlediği dünyanın en iyi 100 oteli arasında 17 Türk oteli de yer aldı.

Sıralamaya giren oteller

"Amara Beach Resort (Side-Antalya), Barut Club Hotel Hemera (Side-Antalya), Barut Hotel Lara Resort Spa & Suites (Lara-Antalya), Cornelia de Luxe Resort (Belek-Antalya), Gloria Serenity Resort (Belek-Antalya), Hotel Delphin Deluxe Resort (Alanya-Antalya), Hotel Delphin Palace (Lara-Antalya), Hotel Marmaris Park (İçmeler-Marmaris-Muğla), Hotel Melas Resort (Side-Antalya), Hotel Papillon Ayscha (Belek-Antalya), Hotel Papillon Zeugma (Belek-Antalya), Hotel Yetkin (Alanya-Antalya), Iber Otel Sarigerme Park (Sarigerme-Muğla), Magic Life Kemer Imperial (Kemer-Antalya), Robinson Club (Çamyuva-Kemer), Antalya Robinson Club Nobilis (Belek-Antalya), Robinson Club Pamfilya (Side-Antalya)".

2010 Avrupa Kültür Başkenti - İstanbul..


İran Müziği - 1 / Googoosh

  • Posted: Wednesday, November 12, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

İran için önemli bir isim.. 60'lı yıların İran gençliği için ciddi bir idol.. Sıkıntılı bir yaşam, acıklı müzikler. Afganistan'daki Ahmed Zahir'in karşlığı.. Bizde ise, Ajda Pekkan'a karşılık gelir mi bilmem. Zaten hayatı sıkıntılı geçmiş, bir de "kaç kişi indirdi benim şarkıları acaba" diye üzülmesin bence :)



Tuva Müziği - 3 / Sainkho Namtchylak

  • Posted: Tuesday, October 28, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Daha önce yüklemiş olduğum Tuva müzikleri oldukça geleneksel örneklerdi.. Dinlemediyseniz cidden tavsiye ederim. Kırık linkleri yenilerim :). Gerçekten de halen şaman Türklerin yaşadığı bir yer olması ilgi çekici.. Diğer taraftan bu topraklardan çıkıp, Tuva gırtlak vokalini 90'lı yıllarda batıya tanıtmış bir de bayan Tuva'lı sanatçı var.. Keyifle dinleyeceğinizi umuyorum..

Afganistan Müziği - 3 / Diğer

  • Posted: Monday, October 20, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Kendinden kurtulmanın yolu var mı? Başkasını sevmek, o kadar sevmek ki, kendini unutmak. Dünya değerlerinin zerre anlamının kalmaması. Leyla aşkıyla yanan Mecnun'un çöl güneşiyle yandığını hissetmemesi. Doğu kültürü. Halen Afganistan'da "Deşti Leyli - Leyla Çölü" var.. Leyla'nın Mecnun'unu kaybettiği, aslında Mecnun'un da Leyla'sını bulduğu çöl. Sadece, Afganistan denilince Taliban, uyuşturucu gelmesin akla.. Yazıktır, günahtır o topraklara.

SadullahKunduzi-LailiAndMadjnun.mp3

Afganistan Müziği - 2 / Ahmad Zahir

  • Posted: Sunday, October 19, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Türkiye için yetmişli yıllarda Zeki Müren, Orhan Gencebay, Barış Manço, Cem Karaca ne demekse, Afgan Elvis Presley diye de tanınan Ahmad Zahir'de Afganlılar için o demekmiş.. Evet, sırada yeni şarkı.. Bir önceki şarkıyı beş altı kez dinlediyseniz dilinize takılmış olması lazım, "Bewafa Yaram, karda ghaam baaram, beshnaw hay ashena, az dele zaram"..


Afganistan Müziği - 1 / Ahmad Zahir

  • Posted: Sunday, October 19, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

"Ağlayan ve çok duru bir sesi vardı Ahmad Zahir'in. Afganistan'ın en sevilen şarkıcısı olduğunu, 1978'de bir araba kazasında öldüğünde henüz kırklı yaşlarının başında olduğunu öğrenmiştim. Tacik olsun, Peştun olsun, Hazara ya da Özbek olsun bütün Afganistan onu dinliyordu. Tacikistan'da, Afganistan'da, hatta Pakistan'daki Afgan kökenliler arasında hala onun çok dinlendiğini gördüm. Yirmi yıl süren savaşın etkisiyle birbirinden kopuk yaşayan çok sayıda etnik grubu aynı duygu etrafında birleştiren bir unsurdu o." diyor Zahide Ay, Handut isimli kitabında..

Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğine seçildi.


Pakistan Müziği - 6 / Diğer

  • Posted: Sunday, October 12, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Pakistan'a veda edelim artık. Yalnız, Kavvali dışında da müziklerinin olduğunu söylemeden geçmeyelim. Pop kültürünün temsilcilerinden Atıf Aslam,



İngiltere'de tanınmış Adnan Sami Khan,


Sufi müziğin kraliçesi Abida Perveen,


ve sevilen bir diğer müzik türü olan "gazel" (ghazal) için ise Ghulam Ali..


Tuva Müziği- 2

  • Posted: Thursday, October 09, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Tuva Cumhuriyeti, Rusya'ya bağlı bir yer. Şaman Türklerin yaşadığı, belki de buradan yola çıkarsak ilk Türklerin memleketi olma ihtimali olan bir yer. Gerçi Moğol - Türk karışmış. Tuva ile ilgili araştırma yapmak oldukça keyifli. En önemli madde zaten müzikleri.. Throat singing denilen bir tarzla acaip sesler çıkartıyorlar. Internette throat singing öğreten sayfalar bile var.. Tuva ve Richard Feynman hikayesi çok geçmekte.. Bir de belgesel var, "Genghis Blues" adında.. İlgi çekici olabilir.


KongarOolOndar-BolurDaaBolBolbasDaaBol.mp3

Tuva Müziği - 1

  • Posted: Thursday, October 09, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Eski saplantım.. İşyerimdeki arkadaşların benden nefret etmelerinin nedeni :). İskandinav ülkelerinde de benzer vokallere denk gelmek mümkün olsa da daha önce dinlemediyseniz gerçekten ilginç gelecektir. Neyse, Tuva ile ilgili bilgileri ikinci yazıya saklamak üzere ilk parçamızı dinleyelim.. Bu bir efsanedir :), aman kaçırmayın.


HuunHuurTu-AaShuuDekeiOo.mp3

Tuareg Müziği - 3

  • Posted: Tuesday, October 07, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

"Çölün mavi giysili insanları Tuaregler... Bugün, birçok Tuareg, bir zamanlar Batı Afrika'nın büyük ticaret merkezleri sayılan Sahra'yı çevreleyen şehirlerde yerleşik topluluklar halinde yaşıyor. Sayıları tam olarak bilinmese de, 300 bin ile 1 milyon arasında oldukları tahmin ediliyor. 20. Yüzyıl'ın ortalarına kadar Sahra Çölü'ndeki ticarette, Tuaregler'in deve kervanları önemli rol oynuyorlardı. Kuzeye taşınan mallar, trenle kıyıya ulaştırılıyor, buradan da gemiyle Avrupa'ya ve diğer kıtalara gönderiliyordu. Bu ticarette Tuaregler'in önemli bir görevi vardı : Çölü aşmak." diye yazmış Coşkun Aral.

Tinariwen-ClerAchel.mp3

EtranFinatawa-ADunya.mp3

Tuareg Müziği - 2

  • Posted: Saturday, September 27, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Büyük sahra çölünde yaşayan cesaret ve savaşçılığından bahsedilen, kendilerine has gelenekleri ile inernette araştırılması keyif verecek bir ırk.. Erkekleri sürekli peçeli, kadınlarına saygılarının üst düzeyde olduğu yazılan, müslüman insanlar.. Daha detayı nedir bakmak lazım..

İkinci tuareg şarkısı da aynı gruptan.
.

Tuareg Müziği - 1

  • Posted: Saturday, September 27, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler


Tuareg müziği.. Alışıncaya kadar :) tekrar tekrar dinleyelim.. Hoşunuza gideceğinden eminim.


Toumast-IkalaneWalegh.mp3

Pakistan Müziği - 5 / Kavvali

  • Posted: Wednesday, September 24, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Kavvali müziğin klasik örneklerini dinlemek gerçekten emek istemekte.. Dinlerken, o eserin bir grup dinleyici önünde, o dinleyici grubunun haline göre, sadece bir kereliğine, doğaçlama olarak modifiye edildiğini, uzatılıp kısaltıldığını, bir daha hiç aynı şekilde çalınmayacağını da hissetmekte fayda var.

.
Nusret Fatih üstadın klasik eserlerinden birisi..
.

Pakistan Müziği - 4 / Kavvali

  • Posted: Wednesday, September 24, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Kavvali müziğinin hiç tartışmasız en büyük ismi Nusret Fatih Ali Han. 1997 de vefat eden bu mübareğe "Tanrının sesi" denilmekteydi. Videolarını izlemek ayrı bir keyiftir. Batı müzik dünyası ile de bir çok ortak çalışma yapıp, batılı unsurları da müziğine katarak kavvali müziğini batılılara da sevdirmiştir..

NusratFatehAliKhan-Ecstacy.mp3

Pakistan Müziği - 3 / Kavvali

  • Posted: Monday, September 22, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Sıra geldi daha geleneksel olanlarını dinlemeye.. 20 dakikadan az süren kavvali parçası çok makbul değil :). Linkteki şarkının ilk 2-3 dakikasına sabredin, sonra tempolu bir kavvali karşınızda.. Aziz Mian'dan..


Pakistan Müziği - 2 / Kavvali

  • Posted: Monday, September 22, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

Bir müzik türünün islamiyetin yayılmasında söz sahibi olması enteresan.. Okumak lazım internetten.. Bir de Muiniddin Çisti hazretlerini araştırmak lazım. Artık flamenko ile karışık olması da gerekmez herhalde :). Yine bir Faiz Ali Faiz.


FaizAliFaiz-LalShahbazQalandar.mp3

Tabii müziği ve dansları ile ünlü Lal Şahbaz Kalender hazretlerini, kabrinin bulunduğu Sehwan şehrinde her sene düzenlenen etkinliği, oradaki mevlevi benzeri sufi - kalenderileri de araştırmak lazım.

Pakistan Müziği - 1 / Kavvali (Qawwali)

  • Posted: Monday, September 22, 2008
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: X- Özel MP3'ler

"Kavvali". Pakistan sufi müziği. Sizlere tanıtmak için öncelikle flamenko ile karışık çalınmış bir örneğinden başlayalım.. Ağır gelmesin birden :p. Faiz Ali Faiz "kavval"in adı.. "Tere 'Ishq Ne Nacaia" diye başlayan kısımlar ilgi alanımız, diğer kısımlar flamenko. Müzik farklılıklarını hissedebilmek için çok güzel bir örnek.

FaizAliFaiz&MiguelPoveda-Tere'IshqNeNacaia-ConEsaMorena.mp3

Bir Tel Kopar Ahenk Ebediyen Kesilir - Son

"Musikişinas dostları son görevlerini yaptılar. Yakın arkadaşı Fahri Bey, notalarını topladı evine götürdü. Fahri Bey, karmakarışık notaları sıraya koydu. Bazı eserleri hiç kimse tanımıyordu. Onların hepsini gün ışığına çıkarmaya karar verdi. Aziz dostuna ve arkadaşına vefa borcunu ödemek istiyordu. En çok üzüldüğü Suzidil Saz Semaisi idi. Üç hanesi vardı. Dördüncü hanesi yoktu. Eser bitmemişti. Çalanı dinleyeni hüzünlere gark ediyordu bu durum.

Fahri Bey, hassas gecelerinden birinde yine Suzidil’le haşır neşir olmuş, “Ahh! Sedat Bey, böyle bir semai eksik bırakılır mı? Şimdi kim tamamlayacak?” diye içinden söylemiş, dertlenmişti. Sabaha karşı rüyasında Sedat Bey’i gördü. Ona ud çalıyordu. Önce taksim yapmış, arkasından Suzidil Saz Semaisi’ni çalmıştı. Fahri Bey, birden uyandı. Rüyasının tesirindeydi ve gördüklerini ayıkken de yaşıyordu. Birden içi bir tuhaf oldu. Rüyasında Sedat Bey, saz semaisinin tamamını çalmıştı. Hatta hafızasında o sesleri hatırlayabiliyordu. Hemen udunu aldı. Bir nota kâğıdını önüne çekti. Yazmaya başladı. Yazdıklarını çaldı. Evet dinlediği, rüyasında kalbine yerleşen seslerin aynıydı. Heyecanlandı, ruhu kanat çarptı. Yüksek sesle:

- Çok şükür, tamamlandı, tamamlandı!. Diye bağırdı. Eşi ve kızı odaya girdiler:
- Fahri Bey, ne oldu? Ud çalmanı anladık da niye bağırıyorsun?
- Hanım, Sedat Bey’in Suzidil Saz Semaisi tamamlandı. Bak!...

Ve kâğıda geçirdiği notayı çaldı. İşte böylece bir şaheser iki kişi tarafından tamamlandı. Bu semaiyi çalan herkes hayret eder. Yıllarca eksik kalan kısım sanki aynı kişi tarafından bestelenmiş gibi eserin tamamına uygunluk gösterir. Ama yine de Sedat Bey’le Fahri Bey birlikte anılır. Fahri Bey’e, bu kadirşinaslığından dolayı minnet duyulur. İnsan hüzne kapılır. Gözler uzaklara dalar. Buruk iklimlerde, hassas ürpertiler sarar benliğini..

Yarım kalan her şey bütüne ulaşsın, dilekler yerine erişsin."

Evet.. Fırat Kızıltuğ'dan aktardığım bu anı da sonlandı. Belki Suzidil Saz Semaisi farklı bir anlam ifade eder bundan sonra bizlere.

Sahip Olmak

  • Posted: Friday, January 26, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Bunca varlık var iken.. Yani, sahip olduğun bunca şey var ise, "senin" ise bunlar. Gönlünde bir yeri varsa. Gönlün sarmaya çalışıyorsa onları.. O zaman. Gitmez gönül darlığı.. Eni belli, boyu belli sahip olduklarının. Onları saran gönlün de daralmıştır haliyle.

Böyle demiş Yunus..

"Bunca varlık var iken
Gitmez gönül darlığı.."

Neyse, bir önceki yazıda Sedat Öztoprak vefat ettikten sonra, onun eserini tamamlayan fakat, bunu da kendine mal etmeyen Fahri Kopuz ile devam edeceğiz bir sonraki yazıda. Kısa bir ön bilgi verelim burada. O da sahiplenmemişti eserin tamamladığı dördüncü kısmını. Hatta, semainin tamamlanması için de, eserin sahibine yönelmişti. Varsın insanlar "Suzidil Saz Semaisi"ni ikisinin adı ile ansın. Biz biliyoruz ya artık nasıl olduğunu.

Ah, bizler de keşke herşey için sahibine dönmeyi öğrenebilsek..

Bir Tel Kopar Ahenk Ebediyen Kesilir - 2

  • Posted: Thursday, January 25, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

"Semaisi dört hane olmalıydı. Usül böyleydi. O da üçüncü haneye başladı. Udunun en tiz perdelerini kullanıyordu. En ince seslerde mızrabını dolaştırıyor, feryatların en yürek paralayanını, acıların en dayanılmazını haykırıyordu üçüncü hane. Aceleyle notasını yazdı.

Baştan sona çalmak istedi. Çat diye bir ses duyuldu. Udunun en can alıcı teli, en lüzumlu ses, udun hayat teli, Neva Teli kopmuştu. Tıpkı büyük şairin dediği gibi;

“Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir,
Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir.
Bir bitmeyecek şevk verirken beste,
Bir tel kopar âhenk ebediyen kesilir.”

Sedat bey, çalmayı da, yazmayı da bıraktı. Şimdi ürperiyordu. Ter içindeydi ama çeneleri vuruyordu. Hiç üstündekileri çıkarmadan sefil yatağına sığındı. Gazı biten lamba sönmüştü. Derin bir uykuya daldı...

Ertesi sabah talebesi Nuri hocasını görmeye geldi. Kapıyı vurdu cevap alamadı. Babasını çağırdı. Birlikte odaya girdiler. Sedat bey, daldığı derin uykudan hiç uyanamamıştı.

Tel kopmuş, ahenk ebediyen kesilmişti..."

Edit: Lakin daha anlatılacaklar bitmemişti. Kimse okuyo mu bunları yahu? :)

Bir Tel Kopar Ahenk Ebediyen Kesilir - 1

  • Posted: Wednesday, January 24, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

"Hiçbir dostluğun ulaşamayacağı yakınlıkta kalbinin tam üstünde, onunla bütünleşmiş olarak mızrabıyla çırpınıyordu udu. Parmakları nağmeleri beyninin istediği şekle sokuyor, uzatıyor, kısaltıyor. Dünyanın en güzel örgüsünü örüyor, en güzel gülistanları düzenliyor, eşsiz pırlanta şelaleleri nurlandırıyordu.

Büyük üstad, taksimden aksak semai usulüne adeta bilinçsizce, gayri iradi dediğimiz şekilde geçti. Şimdi Suzidil müzik cümleleri bir saz semaisi oluyordu. Bilhassa Teslim hanesi çok zevkli, sanatkarane ve zarifti. Daha önceki hiçbir saz semaisine benzemiyordu. Belki daha sonra da yapılamayacaktı. Tam bir şaheser doğuyordu.

Sedat bey, kalemini aldı. Hızla, hırsla, acelesi varmış gibi notaları, beyninde doğup sazına aktardığı seslerle yazmaya başladı. Birinci hane bitti. Uduna döndü. Yazdığı kısmı birkaç kere çaldı. Yüreği aynı yangıyla, gönlü aynı vecd halinde ikinci haneyi uduyla çaldı. Hemen notaya aldı. Bu yoğun ruh hali, esasen bitkin olan fiziki bünyesine ağır geldi. Udunu yana bıraktı. Sırtını ot yastığa dayadı. Biraz soluklandı. Sanki bütün gün taş taşımıştı. Çok yorgundu.

Bu hali çok sürmedi. Sanki beyninde bir şimşek çaktı. Bütün uzuvları uyandı. Anlayamadığı bir sıcaklık her yanını bastı. Hatta alnına elini götürdü. Hafif terlemişti. Uduna atıldı. Semaisinin birinci, ikinci hanelerini iştiyakla, hasretlerin en yakıcısı olan duygularıyla, sevinçlerin en ulaşılmazı ile çaldı, çaldı." ...

Gemiler Geçmeyen Bir Ummanda - Son

  • Posted: Thursday, January 11, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

...
Çok saatler geçince hicranda,
Düşülür bir hayale, zevk alınır;
Belki hala o besteler çalınır,
Gemiler geçmeyen bir ummanda.

"Bu şiirin son iki mısrasını gözlerim yaşarmadan okuyamadım yıllardır" diyor Fırat Kızıltuğ Dildeste adlı kitabında. Şiir, Yahya Kemal'in Itri için yazdığı bir şiir.. Okunmalı gerçekten. Neyse, sözü, önceki üç yazının kaynağı olan kitaba bırakıyorum tekrar;

"Sonra bir teselli yolu buldum. Hiçbir şeyin kaybolmadığına inanmaya gayret ettim. Itri'den sonra gelen nesillerde de büyük bestekarlar yetişti. Muhakkak o dehamızın zerreleri nesillere intikal etti. Yoksa bugün nasıl hatırda tutabiliriz? Nümune kabul edebiliriz, yeni sesler vücuda getirebiliriz?

Dünya durdukça bu ses abideleri nümune olacaktır. Nesillerin içinden, Itri'ler de gelecektir. Gönlümüzden bile aksini geçiremeyiz. Gönlümüze bir hal olur...

Nevakar, kainatın bir naziresidir bizce. Bazıları bunu anlamayabilir. Tabii ki anlayamayacaklar. İdrakleri müsait değil."

Gemiler Geçmeyen Bir Ummanda - 3

  • Posted: Tuesday, January 09, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

"Keşke Nevakar'ı seslendirmek için Türk doğsaydım."

Bir süre sustum. Sarsılmıştım. Alt şuurumda gizli bir pencere açılmıştı. Ben neydim? Kimdim? Bütün yaşantım batı ölçülerine göre şekillenmişti. Elimde olmadığı zamanlar bunları görmüştüm. Alışkanlıklarım bana çok tabii geliyordu. Ama şimdi bana ait olup da, benim bilmediğim (hem de mesleğimle ilgili) şeylerle karşılaşıyordum.

Irmgard'a;
- Acaba bu eseri dinleyebilir miyim?
- Niçin olmasın? Buyurun çıkalım.

Dinlerken kendimden geçtim sanki. Batılı kompozitörlerin eserlerini heyecan içinde dinlediğim çok olmuştu. Nevakar'ın uyandırdığı duyguları anlatmak imkansız gibi bir şeydi. Kendinizi uzay boşluğunda, dayanaksız sanıyordunuz. Medyumlarda görülen trans haline benzer duygulara kapılıyordu insan.

O bahar, tatilimi uzatmak kararı ile adaya geldim. Görüştüğüm kimseler tanbur öğrenmemi istediler. Tanbur derslerine başladık. Piyanist olduğum için çalışmalar çok iyi gidiyordu. Hocam başarımdan memnun kalıyor, derslerde en karmaşık konulara giriyorduk. Artık peşrevler, saz semaileri, saz eserlerini çalabiliyordum. Hatta kendime has bir stil geliştirdiğimi söylüyordu hocam. Bir gün sordu.

- Dilara, batı müziğinde bu kadar başarılı olduğun halde nasıl oldu da Türk Müziği çalışmak ihtiyacını duydun?

Nevakar'ın hikâyesini anlattım. Yüzü gölgelendi, tanburu aldı. Bir Neva taksimi yaptı. Sonra Nevakar'ı çalıp söylemeye başladı. Bu suskun, çok yavaş sesle konuşan insanın buğulu sesi, mızrabındaki çırpınışlar, acılar, elemler, his dünyamı altüst etti. Eser bittikten sonra hiç konuşmadık. Onu vapura kadar geçirdim. Rüyaların içindeki rüyalarım başladı.

Gemiler Geçmeyen Bir Ummanda - 2

  • Posted: Tuesday, January 09, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

- Siz yukarıda ne dinliyorsunuz?

- Itri'nin Nevakar'ını.
- Kimi?
- Büyük Türk bestecisi Itri'nin Nevakar'ını dinliyordum.
- Ben Türk'üm İstanbulluyum.
- İsterseniz, konuşmamıza Türkçe devam edebiliriz.

Anlatmaya başladı. Adı Irmgard Helwig imiş. Berlin Etnomüzikoloji departmanında okuyormuş. Profesörü tez olarak Nevakar'ı vermiş.

- Üç yıldır çalışıyorum. Kaynak çok az. Osmanlıca öğrenmem gerekti. Makam sisteminiz ne kadar zordur, bir bilseniz?
- Doğrusu ben bunları hiç bilmem. Ben doktoramı Couper'in üstüne yapmıştım.
- Pek farkımız yok. Siz batı müziği yapan Türk, bende Türk müziği çalışan Alman.
- Peki, bana çalışmanızı biraz daha açıklar mısınız?
- Müziğinizin sistemini, usul yapısını, teorik olarak öğrenmek kolay. Zorluk uygulamada.
- Ne gibi? Örnekleyebilir misiniz?
- Çok kolay.

Nota kâğıdına bir dizi yazdı.
- Bakın şu Uşşak dizisi. Okur musunuz?

Diziyi seslendirdim. Başını iki yana salladı.
- Olmuyor, dedi. Donanımdaki bir komalık bemolü, Avrupalılar gibi düşünüyorsunuz. Sesleri Türkler gibi hissetmelisiniz.

Ülkemle ilgili bir konuda, Alman kızının acı dersine direnecek gibi oldum.
- Bunu alınganlık konusu yapmayın. Çalışan herkes batı müziğinde bir başarı elde eder. Ama sizin müziğinizi doğru yapabilmenin bir tek yolu var. O da Türk doğmak. Keşke Nevakar'ı seslendirmek için Türk doğsaydım.

Gemiler Geçmeyen Bir Ummanda - 1

  • Posted: Monday, January 08, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

… Ben, bu konakta doğmuşum. Asıl annemi hiç hatırlamıyorum. Çok küçükken kaybetmişiz. Babam yeniden evlenmiş. Anne diye bu hanımı tanıdım. İlk eşinden iki ağabeyim vardı. Ben üveylik, özlük kavramını bilmeden büyüdüm. Herkes üstüme titredi. Evin, çevrenin, akrabaların, adanın prensesi idim.

Daha okul sıralarında iken Rum madamdan piyano dersleri almaya başladım. Kolej ve konservatuarı aynı yıl bitirdim. Hocalarım, yurt dışında müzik eğitimine devam etmemi istedi.

Büyük ağabeyim, her şeyi ayarladı. İngiltere’de Royal Akademi’nin kompozisyon bölümüne kaydoldum. Çok başarılı sınavlar vererek mezun oldum. Akademi, hoca olarak kalmamı istedi, kabul ettim. Annem, babam ölmüşlerdi. Ağabeylerim de yurtdışındaydı. Her bahar adaya geliyor, bir ay kalıp dönüyordum.

Bir gün British Museum’un ses arşivinde idim. Taş plak dinleyen bir kızcağız gördüm. Kulaklıktan sızan ses, bana kadar geliyordu. Müzik, madamın dudaklarını büzerek "Alaturka" dediği teksesli müzikti. Konservatuarda hocalarımız dinlememize, ilgi duymamıza izin vermezlerdi. Batı kültürünün üstün sayıldığı evimizde de, rağbet görmezdi. Bu müzede karşılaşmak, bana tarif edemeyeceğim bir heyecan verdi. Çok meraklanmıştım.

Öğle tatili yakındı. Biraz bekledim. Zillerin çalmasıyla, kızcağız kulaklıklarını çıkardı. Önündeki kâğıtları topladı. Yanına gittim. Kafeteryada kendisi ile görüşmek istediğimi söyledim. Çok olumlu karşıladı. Karşılıklı oturduk.

- Siz yukarıda ne dinliyorsunuz?

Köylü Yurdun Efendisidir

  • Posted: Friday, January 05, 2007
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Cumhuriyetin kuruluşu ile "yönetim" Osmanlı sultanlarından Türk halkına geçecekti. Yönetim halka mı geçti, bürokraside takıldı kaldı mı ayrı konu.

Fakat günümüzde aydın ve seçkinci kesim, yönetim için liyakatı "köy"lülükte değil de "soy"lulukta görmekte.

Öyle olunca, aklıma hep Murat Bardakçı'nın "Son Osmanlılar" belgeseli gelmekte. Ne kadar zarif, latif, kültürlü insanlardı onlar.. Güzel insanlardı da ayrıyeten.

Hani diyorum ki, aydınlarımızın demokrasi inancını sorgulamak bir yana, saltanatı geri getirme gibi bir istekleri de olabilir mi acaba?

Yazılı Kültür

  • Posted: Friday, December 29, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

"Cennette yaşayan yazmaz. Sessiz sedasız yaşayıp gider." diyordu bir edebiyatçımız. "Düşündüklerin ile yaşadıkların arasındaki fark" yazıyı doğurmaktaydı bir başkasına göre.

Yani "yaşayan" yazmaz, yani yaşayışı "hayat" ile uyumlu olan, dost olan, dostundan memnun olan, teorisi ile pratiği bir olan yazmaz.

Belki de tarih sahnesinde yerini almış ihtişamlı medeniyetimizin yazılı kültürünün zayıflığı bundandır.

Edit: Benimse yazacak ne çok şeyim var hayatımda.

Tavla

  • Posted: Saturday, December 23, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

İskender Pala’nın Şiirler Şairler ve Meclisler kitabından :

"Tavlaya nerd tabir olunur. Nuşirevan-ı Adil’in veziri Nerdiçihri tarafından icat edilmiştir. Dört cihette altışardan oniki kapı bulunur ki bunlar dört mevsim ile 12 aydan kinayedir. Toplam otuz pul, bir ayın otuz gününe tekabül eder. İki adet zar, kaza ve kaderin temsilidir. Siyah ve beyaz pullar gece ile gündüze teşbih olunur."...

..."Bizatihi tavla dünyanın değişkenliği ve tebeddül içinde olduğunun remzidir ki hal diliyle insanoğluna her daim şöyle haykırır; "-Ey ölmüş hayvan kemiğini elinde tutup da ölümden ibret almayan gafil! Nasıl ki iki zarın hareketiyle geceni gündüze, gündüzünü geceye katıştırıyorsan; kaza ve kaderin tedviri ile de hayatın öylece katıştırılmaktadır. Altı kapıyı alınca altı yöne (sağ sol, ön arka, alt üst) hükmettiğini mi sanırsın? Heyhat!... Dört hanenin ömründeki dört mevsim olduğunu hissetmez misin?!..."

Evrim Teorisi

  • Posted: Saturday, December 23, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Maymundan gelmiş olduğumuza inanmıyorum.

Maymundan "gelememişiz" ki biz daha..

Müzik - 1

  • Posted: Thursday, December 21, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

"Zor zamanda konuşmak" kitabının bir kısmında, insanın kendi yaşayışına seçtiği ahenk ile benimsediği düşüncenin bağlantısı olduğu açıklanmaktaydı. Müzik alanı da önemli ölçüde bu değerlendirmenin içindeydi, Itri dinlemekten tad alan birinin Süleymaniye'nin mimarisini incelemekten de zevk alacağı fakat bağlı olduğu ahenk, dolmuş şarkıları, gazino müziği seviyesinde olan insanın da dünyayı o seviyeden kavrayacağı öngörülmekteydi.

Ahengi bayağılaşmış bir milletin ise kültürünü tekrar ayağa kaldırması gerektiği düşüncesine ulaşması bile güç olacaktı. Bu durumda, bir milleti köleleştirmenin en etkili yolu hayatını bayağılaştırmaktı.

Aynı kitapta, "otorite"nin toplum müziğini de bu amaçlı yönlendirdiği yer almakta.. Eflatun'un "Devlet"inde de, Konfiçyüs'ün öğretisinde de, Ortaçağ kilise müziğinde de, hatta yirminci yüzyıl Rusya'sında bile çalınması yasak müzik türleri örneklenmekte..

Şöyle bağlayalım konuyu;

Günümüzde, herhangi bir müzik türüyle otoritenin uğraştığı görülmemekte.. Acaba toplumların bayağılaştırılmasından mı vazgeçildi, yoksa müzisyenlerin de dahil olduğu toplum yeterince bayağılaştığı için tehlike arz edecek (yüksek seviyeli zevklerle bireylerin "insan"laşmasını sağlayacak) müzik yapılma ihtimali bile mi kalmadı..

O zaman, bir önceki yazımdaki ok atan adam, akıllıca bir dönüşümle ok atmak yerine müzik çalarak mı insanları avlamaya başladı?

Telli Sazlar

  • Posted: Tuesday, December 19, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

İnsanoğlunun eski çağlarda avlanırken, "yay"daki kiriş titreşiminden etkilenerek telli sazları geliştirdiğini bilir miydiniz?

Avlanan insanın ruhunun inceliğini sorgulamamız enteresan olurdu belki burada, veya müzik ve savaş benzerliğini sorgulayabilirdik aslında.. Fakat nasıl bir hikaye uydurulabileceğini de sizin hayal gücünüze bırakmak niyetindeyim bu sefer..

Konunun kaynağı http://www.erolparlak.com.tr/baglama.php linkinde.

İnsan - 1

  • Posted: Tuesday, December 05, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

Para hırsı ile :) iş peşinde koşuşmaktan blog yazılarımı aksatınca, neyi niye öncelikli yaparız, "insan" olmamızın gereği nedir diye bir başlığı da portföyüme kattım. Aslında biraz da olaya su mu kattım nedir, böyle bir başlık beni net "niçin" sorusundan uzaklaştırır mı bilemem.

Bakalım Ali Şeriati ne demiş;

"Hayvanlar içlerinde yaratılıp yerleştirilen içgüdülerin etkisinde oraya - buraya çekilen aygıtlar gibidir. İnsana gelince; yalnız doğa'ya karşı değil, kendi doğasına (maddi varlığına, bünyesine, yapısına) da başkaldırabilir. Kendini sevme ve koruma içgüdüsüne karşı gelerek intihara kalkışabilir. Kendini koruma, kendi kendini ve yaşamını gözetme içgüdüsüne aykırı olarak özveri davranışlarına girişir, özünü bir düşünce uğruna veya başkaları uğruna feda eder. O, seçimini yapmıştır ve kendisini refahı, yaşamayı, yeme - içmeyi, giyinip - kuşanmayı ve tüketimi seçmeye çağıran bütün doğal özelliklerine aykırı olarak bu dürtülerine itiraz edebilecek ve başkaldırabilecek durumdadır. Erdemli ve ahlaken düzenli bir hayat sürebilir. Bu da yalnız insanın seçebilen bir varlık olduğunu gösterir; onu, seçtiğinden başkasını seçmeye çağıran bütün sebeplere karşın!"

Eğitim

  • Posted: Friday, November 17, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

"Niçin eğitim". Neden eğitiliyoruz ki? Sözde, topluma faydalı bireyler olmamız için. Topluma faydalı bireyler olmamızı kim umursuyor? Hem hangi topluma?

Eğitim anlayışının yeni yeni kurumsallaştığı bir zamanda yaşamış, toplumun yönetimini elinde tutan "soylu" kesimden bir kişi olduğumuzu düşünelim. O zamanlarda, gelişmekte olan "esnaflık mesleği" ve esnafların ürettikleri malların satışını yürüten "tüccarlar" zaman içerisinde bizim karşımızda bir güç haline gelmiş olsun. Bu gücün önünü nasıl keserdik? Tabii ki, bir sonraki kuşağın aynı başarıyı devam ettirmemesini sağlayarak.. Geçmişte, aristokrasi ve burjuvazi arasında yaşanmış bir süreç bu anlattığım. Internette tarihsel açıklama bulamadığım için, detayını bize aktarmayı aramızdaki eğitimcilere bırakıyorum (var di mi?). Nerde kalmıştım.. Hah, bir sonraki kuşağın aynı başarıyı devam ettirmemesini nasıl sağlardınız? Onları eğitirsiniz :). Lise eğitimi, yahut bizdeki gibi üniversite eğitimi verirsiniz. Sonuç zaten tahmin edebileceğiniz şekilde.. Yetişmekte olan çocuklar, almış oldukları eğitimin içeriğindeki bilgi seviyesinin ailelerinin yaşayışını ve görgüsünü aşmasından dolayı onları beğenmemeye ve onların işlerini de hor görmeye başlamışlardır artık. Diğer yandan entelektüel gelişimi sağlayan bu eğitim kapsamında, pratik yaşam becerisine hiç yer verilmediğinden ve bu nedenle herhangi bir mesleki beceri de kazanılmadığından kendine faydası olmayan nesiller oluşmuştur. Ne mutludur bize.

Kendine faydası olmayan nesilleri, kendine faydalı şekilde kullanabilecek kişiler ise her zaman mevcuttur maalesef.

Mobilya

  • Posted: Wednesday, November 08, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

Tarih öncesi, sürü halinde yaşayan insanların liderlerine bakışı, onların kutsal varlıklar oldukları doğrultusunda imiş. Bu liderin diğer insanlardan bir farklılığı ise, "mobilya" olmuş ve mobilya, tarihte işlevsel olarak değil de bir statü göstergesi olarak kullanılmaya başlanmış. Hatta bu kutsal kişinin mobilyası, ölümünden sonra da bu kişi ile birlikte gömülmüş o zamanlar.

Kutsal sembollerle süslenmiş bu mobilyalar, özelde tahtlar, mısır uygarlığı, yunan uygarlığı, roma uygarlığı ile de, bu güç ve statü etkisini sürdürmüş, hatta yakın yüzyıllara kadar da halkla hemen hemen hiç buluşamamıştır. Fakat endüstrileşme, mobilyanın halk için de bir statü ve zenginlik göstergesine dönüşmesini sağlamıştır.

Günümüzde işlevselliğini de dikkate aldığımız açık olsa da, yine de mobilya tercihimizin statü belirleyici olduğunu düşünmeden geçmek zor.. Ne diyelim, statüsüz bir toplum için armut koltuk kullanımının artmasını diliyoruz :).

Dövme

  • Posted: Monday, November 06, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

Bütün "yaptıklarımız", kendimizi ifade etme, hayata sunma yöntemlerimizdir. "Dövme" özelinde tarihsel gelişimin bilinmesi, yaptıklarımız ile hayatın bağlantısına farklı bir bakış açısı sağlayabilir.. Dövme, milattan önce on binli yıllardan beri, hatta insanlığın başlangıcından beri var olan, bir sembol dili, belki ilk yazı, inanç yansıması, ait olma ihtiyacıdır..

Doğa karşısında zayıf kalan insanın, kötü güçlerden korunması, tanrıların yardımını sağlaması, seçkin bir soya aidiyeti, sihir ve büyüsüdür. Şamanist, Paganist, Budist, insan gelişimiyle biçimi değişen inanış biçimlerinin taşıdığı görselliktir.

İnsanın aydınlanması, bireyselliğini keşfi ile, hayata kendini ifade etme ve aidiyet kaygısı azalmıştır belki. Bu nedenle tanrısal güçlere yaranma, tanrısal güçlerden korunma amaçlı dövme yapılmamaktadır.. Ama, işin enteresanı, eski insanların hayata – doğaya kendilerini sunmalarının yerini, zamanımızda kendimizi "topluma" sunmamız almıştır.

Bu kapsamdaki tartışmayı da değil dövme, giyim kuşamdan tutun da yediğimiz yemeklere kadar yapmak mümkündür.. Bu tartışma da başka yazıların konusu olsun. Öyleyse, gerçekten de "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" olabilmemiz dileğiyle..

Yeni Kategori :)

  • Posted: Tuesday, October 31, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 3- Neden?

Eveet, "Hezeyan" dizisinin sonu deil elbette.. Fekat, yeni başlangıca taze kan lazım.. Hayattaki "niçin"leri topluyoruz artık.. Konuyu anlaşılır hale getirebilmek için, amcamın kızı, güzide insan Buket'in sorduğu "niçin dövme yaptırırız" sorusunu, konunun aciliyeti açısından :) ilk sıraya aldım.. Vaktim yeterse bugün yayınlarım.. Olmazsa bi hafta sarkar. Ama, olsun.. Sizlerde biraz kafa yorarsınız bari..
Edit: Ayrıyeten "Niçin" istekleriniz de dikkate alınır, araştırılır, yazılır..

Farklılaşma & Benzeme (Fikir Jimnastiği - 3)

  • Posted: Friday, May 12, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Farklılaşmak isteyen kişi, farklılaşamaz. Çünkü farklılaşma arayışı onu daima var olan bir şeye götürür. Farklılaşmak istemeyen, kendisi olan kişi ise, farklıdır. Aslında bu da yanlış oldu :). Farklılaşmak istememesi bile engeldir. O da bir bilinç halidir.

Kendim olayım demesi bile, kendisi olamayacağının göstergesidir.

Edit: Ben bile daraldım yahu :). Bu ne iğrenç bi blog böyle..

Farklılaşma & Benzeme (Fikir Jimnastiği - 2)

  • Posted: Thursday, May 11, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Bir insan ile ilişkinin gelişmesini istiyorsan, ya onu sev, ya da ondan nefret et!..

Savaşmak ve Sevişmek. Farklılaşmak, savaşacak birşeye ihtiyaç gösterir. Bir referans noktası. Benzemek ise, sevilecek bir şeye.. Bir referans noktası. Başlangıç noktası aynı.. Belki (yollar farklı) sonuç da aynı..

Neyse, bir sonraki jimnastiğimiz "Savaşma Seviş" jimnastiği olsun :).

Farklılaşma & Benzeme (Fikir Jimnastiği - 1)

  • Posted: Thursday, May 11, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Farklılaşma yolunu seçtiğini söyleyen biri acaba farklılaşmakta mıdır gerçekten.. Yani, "sürü"den ayrılıp farklı olmayı seçen birisi, mesela hippy olmayı seçen birisi, acaba kültürel olarak çerçevesi çizilmiş hippy benzeşmesi içine mi girmektedir bilmeden..

Yani, farklılaştım demekle, benzeşmekte midir insan acaba? Bundan kaçış mümkün müdür?

Sevmek - 13 (Şahrud İle Dicle)

  • Posted: Wednesday, May 10, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Bir ırmak niye akar ki?

Yani.. Bir hayat niye yaşanır, nasıl geçer, nereye akar gider sizce?

Benim ırmak saplantım devam etmekte :p. Handan demişti ki, gelip gidiyorum, hep Şahrud başlığını görünce aynı yazı zannedip okumuyorum :). Bu yazının da başlığına Handan için Şahrud adını koyalım o zaman :p. Şahrud ile Dicle. Ne yazmıştık Şahrud için, sevdiği nehir Seyduna'ya kavuşmaya çalışan ırmak..

İskender Pala ise Fuzuli'nin Su Kasidesi şerhinde Dicle nehri için şunları yazmış;

... "Aşağıdaki beyit, nedense benim gözümde hep Dicle kenarında yazılmış gibi gelir. Hani şair Dicle'nin kenarında oturdu bu beyti oracıkta içinden geldiği gibi söyledi;

Ravza-i kuyine her dem durmayıp eyler güzar
Aşık olmuş galiba ol serv-i hoş-reftara su

- Şu su hiç durmadan onun köyünün bahçesine kadar, onun bulunduğu, sevgilinin bulunduğu mahalleye doğru, onun bulunduğu ravzaya doğru hiç durmadan, hiç yorulmadan hiç üşenmeden binlerce yıldır boyuna gidiyor, hiç durmadan gidiyor.

Evet evet, galiba bu su ona aşık olmuş, yoksa bu kadar uzun zamandır bu yol çekilmezdi... O hoş salınışlı servi boylu sevgiliye galiba aşık olmuş şu su. Bu gidiş o gidiş. Bu gidişin sebebi ise o servinin ayağını öpebilmek. Tabiatta da su servilerin ayağını öpüyor ya! Hani servileri su kenarlarına diktikleri vakit su her daim onun ayağını öpüyor, ayağını öperek geçiyor, tabir doğru olursa ayağına baş koyuyor ya!?..

Şaire göre bu baş koyma Ravza'da, Efendimizin mübarek bedeninin bulunduğu bahçede olacak, Medine'de. Onun için su (Dicle) hep Medine istikametine akıyor."

Farklılaşmak

  • Posted: Tuesday, May 09, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Bir ürünü piyasaya çıkardığınızda, onu ilk satın alanın rakibiniz olduğu söylenir. Bir önceki entry ile de alakalı bir durumdur bu aslında.. Lider firmanın bu rekabet kıskacını kırmasının yolu ise, hemen farklı bir ürün ile piyasaya çıkmasıdır.. Rakip tekrar satın alır, taklit eder :). Siz tekrar farklı bir ürün sürersiniz piyasaya.. Ya da iş yapış biçiminizi farklılaştırırsınız. Artık bu sistematik bir döngü haline gelmiştir. Sürekli farklılaşan firmalar.

Farklı firmanın dikkat çekeceği gerçeği, iş dünyasında, her görenin mutlaka dönüp bakacağı "mor inek" kavramı ile modellendi bazı uzmanlarca. Mor rengin seçilmiş olmasını da enteresan bulduğumu belirtmek istiyorum ve eğer keyfim yerinde olursa, bir sonraki entry'de farklılaşma ile benzeşme arasında fikir jimnastiği yapmayı hedefliyorum..

Çok jimnastik yaparsak morarırız belki biz de :).

Edit: Yeterince inekleştik zaten :p

Benzemek

  • Posted: Tuesday, May 09, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Firmalar zaman içerisinde kaybolup gitmemek için, iki yol takip ederler.. "Benzeşme" ve "Farklılaşma".. Bunlardan birincisi, benzeşme, yani benchmarking, müşterilerinin en sevdiği firmayı bulman ve onun iş yapış tarzına bakıp o tarzı senin de uygulamaya başlamandır. Kalite güvence sistemleri, bu düşüncenin en genel düzeyde somut uygulamasıdır. Ama çok genel uygulamalar vasat sonuçlar doğuracağından, daha iyisi, daha da iyisi derken, sektördeki en iyi firmayı bulup ona benzeyebilmek olacaktır nihai hedef.

İnsanlık tarihinde de, ahlak ve yaşayış kuralları bir anlamda kalite güvence sistemlerine karşılık gelmektedir.. Devamında, insan gerçeğinin en tepe noktasına ulaşmak için kendilerine örneklik edebilecek mükemmel insan arayışı ise uzmanlık yapmak isteyenlerin uğraşısı olacaktır.

Savaş Güzeldir - 7 (Şahrud İle Sakarya)

  • Posted: Saturday, April 29, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Şahrud.. Sevdiği nehirle bir yerde yolunun kesişeceği ihtimalinin yakıcılığıyla kendini kayalara çarpa çarpa, kızgın güneş altında varlığını yok ede ede, bitmez tükenmez yolculuğunu sürüne sürüne tamamlamayı zul görmeyen nehir..

Sakarya.. Aşık olma lüksü olmayan, varlığını hırpalama, yok etme, ölme, sürünme hakkı olmayan nehir.. Çünkü, ölmek kolaydır, yok etmek kendini.. Sürünmek, rezil etmek..

Zor olan.. Sevdiğin için, vatanın için, kutsal değerlerin için bir şey yapmak.. Çok zor.. Çok çok zor.

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Savaş Güzeldir - 6 (Ayağa Kalk)

  • Posted: Thursday, April 27, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Bir hayvandaki canlılığı, renkliliği düşününce.. Cansız şeyler çok dikkat çekmemekte göreceli olarak.

İnsan da bazen hayvandan da aşağı olur ya.. Böyle bir bağlantı kurulmalı mı acaba? Yani cansız şeyler hayvandan da aşağı.

Hayvan. Yaşamak için savaşan varlık.
İnsan.. Belki de, yaşatmak için savaşan varlık. Canlı ise o insan tabii.

"Ey dipdiri meyyit" diyerek başlamış Mehmet Akif bir şiirine..

"Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!"

diyerek devam etmekte..

"Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!"

diyen Necip Fazıl'da yine bizi ayağa kaldırmaya çalışmakta.. Ne biçim edebiyat anlayışı bunlar kardeşim.. Şuraya kıvrılmışım daha 35 yılcık oldu, bi rahat bırakmıyorlar.. Kalk da kalk.. Gidin kardeşim ya :).

Savaş Güzeldir - 5 (Dede Korkut)

  • Posted: Wednesday, April 19, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Hala daha maneviyatımızda bize isim takmak için görevli Dede Korkut’lar var mıdır sizce? Ve neyi beklemekteler, nasıl bir kahramanlık bize bir isim getirecek acaba? Nasıl bir boğayı öldürmek bizi “Boğaç Han” yapacak?

Ya da.. İsminin başına "Abdurrahman" adını da ekleme ilhamı gelen ve,

“Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme”

diyen Abdurrahman Cahit Zarifoğlu bize nasıl bir örneklik yapacak?

Savaş Güzeldir - 4 (Kahramanlık)

  • Posted: Friday, April 14, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Kahraman olmak.. Yaşanmış olan bütün zamanın terazinin bir kefesinde sahip olduğu ağırlığın kat kat üzerinde ağırlığa sahip bir "an"ı yaşamış olmak..

Neler olabilir ki?.. Günlük hayatımıza sonsuz anlam katabilecek anlık kahramanlıklar?

Savaş Güzeldir - 3 (Elveda Oblomov)

  • Posted: Thursday, April 13, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

İvan Gonçarov’un bir romanı olan Oblomov’da, onu seven ve ondan yeni bir insan çıkarmayı kafasına koyan Olga, sonunda İlya Oblomov’a şunu demek zorunda kalır;

"Olan bir Oblomov’u değil olacak bir Oblomov’u sevdim.. Sen iyisin, dürüst bir insansın İlya.. Duygulusun. Ama bir kumru gibi. Başını kanadının altına sokuyor ve öylece kalıyorsun. Bütün hayatını tavan arasında ötmekle geçirebilirsin. Ama ben öyle değilim. Bu kadarı bana yetmez. Ben başka şeyler istiyorum. Ama nedir bu şeyler bilmiyorum. Sense bana neyi aradığımı söyleyemezsin."

Nihat Dağlı, Kaynak Kitaplığından çıkan “Elveda Oblomov” isimli kitabında Oblomov’luktan kaçışını, kaçma arayışını anlatmakta. Yoksa bilmezdim ben İvan Gonçarov’u.. Ama maalesef Oblomov’u çok iyi tanımaktayım :(.

Savaşın başlangıcı.. Düşmanı tanımak.

Savaş Güzeldir - 2 (Veremle Barış)

  • Posted: Thursday, April 13, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan


Karikatürü az olmuş benim blogun :).. Koyalım bi tane. İşte, barış olmuş.. Alın size barış.. Bundan sonra antibiyotik filan da içeni görürsem kızarım yalnız :). Toplu katliam antibiyotik içmek..

Savaş Güzeldir - 1 (Giriş)

  • Posted: Thursday, April 13, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Seminerlerimde, konferanslarımda, "Değişmek hoşunuza gider mi?" diye sorduğumda, çoğu kere hiç kimse el kaldırmaz diyor Doğan Cüceloğlu.. Çünkü barışseverizdir biz :). Kendimizle barışığızdır.. Halbuki Peygamberimiz, Tebük seferinden dönerken ashabına, "Küçük savaştan, büyük savaşa döndük." dememiş miydi?.. Yani kendimizle olan savaşımıza.. O yüzden, kendime ve bütün uyuşuk kardeşlerime sesleniyorum. Lütfen.. Biraz da savaşalım.

Edit: Başkalarıyla barış yaptığını iddia eden "hümanist" kardeşlerime de sesleneyim; Aynı gruba, "Bazı yönlerini değiştirmek istediğiniz biri var mı?" diye sorunca yüzlerce el kalkar diyor Doğan Cüceloğlu.. Bu nasıl hümanizm? :)

Ömer Hayyam

  • Posted: Friday, March 24, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Hasan Sabbah, Ömer Hayyam, Nizamülmülk.. Aynı dönem insanları. Birincisinden bahsettik.. Seyduna. İkincisinden de bahsedelim madem.. Ömer Hayyam..

Bu mübarek hakkında bakalım ne yazmakta;

"O, karşıtlıkların birbirini var ettiği algılayışımızda, var oluş derinliğinin sarhoşluğu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmişti. Para-pul, mal-mülk, şan-şöhret elinin tersiyle ittiği şeylerdendi. Adaletsizliğe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, din istismarına sert ve etkili bir üslupla hicivlerinde ve hayatında baş kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı."

O zaman hayatı hakkında bir şeyler yazıp o hiçliği bozmayalım.. Dünya zenginliklerinden kaçışı, 1953 yılında sonlanmakta..

"Cenaze namazı Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii'nde kılındı. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurladılar Neyzen Tevfik'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe…"

:) Evet, Neyzen Tevfik anlattım Ömer Hayyam yerine. Sanki üst tabakanın protest kahramanı olan "şarapçı" :) Hayyam yerine, halkın protest kahramanı "rakıcı" Tevfik daha yakın gelir bana. O zaman, bu da benim Ömer Hayyam’ı merak edip Neyzen Tevfik’le ilgilenmeyenlere protestom olsun.. Şair bilgin yerine, neyzen bilmegin :) tercih ederim ben..

Sevmek - 12 (Penceremdeki Güvercin)

  • Posted: Friday, March 24, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Alamut. Bir kaya üzerinde bir kale. Altı bin ayak yükseklikte. Manzara olarak; Çıplak dağlar, unutulmuş göller, dik yarlar, dar boğazlar.

Elbruz dağlarının karları, ilkbahar olup da eridiği, ağaçları yerlerinden ettiği için "deli ırmak" diye adlandırılan Şah-Ru, hakimdir yöreye. Yaklaşanın vay haline, vay kıyılarında konaklamaya yeltenen orduya!

Amin Maalouf, "Semerkant"ında yazmış. Dikkat ettiniz mi? Şah-Ru ırmağı. Yani bir önceki öyküdeki Şahrud.. Peki Şahrud’un aşığı ırmak neydi? Seyduna.. Bu ad ise, adamlarının Hassan Sabbah’a taktıkları isim.. O zaman bu aşk öyküsünü, bir adamın bir ırmağa aşkı olarak da düşünenler olmuş.. Zaten ne demişti Maalouf, vay kıyılarında konaklamaya yeltenen orduya! Yani Şahrud’da Sabbah’ı sevmekte, onu korumakta..

Kimbilir, belki de yanınızdaki saksı çiçeği, sehpa üzerindeki akvaryumun sakinleri, pencerenizdeki güvercin de sizi sevmekte, siz üzülünce üzülmekte, sevinince sevinmekte, siz yorgun olunca size enerji vermeye çalışmakta, odaya sevmediğiniz biri girince o da gerilmekte.. Belki.. Üzerinizdeki kazak.. Raflardaki tabak..

Sevmek - 11 (Şahrud İle Seyduna)

"Şahrud gökyüzü geliniydi.
Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.
Bir solukluk rüzgarda bile
Usul usul kanardı gelincik bedeni.

Seyduna yeryüzü cehennemi.
Ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı,
Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.

Rivayet odur ki,
Şahrud vardığı denizlerde hala
Seyduna türküleriyle uyanmakta,
Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan
Masalla yaşlanmakta…"

Bir aşk hikayesi bu.. Seyduna ile Şahrud’un.. Kavuşamayan aşık iki ırmağın öyküsü bu.. Kalan müzikten çıkmış “Seyduna Türküleri” diye bir albümde, şiir şeklinde bu hikaye anlatılmakta.. Ayrılık. Şahrud'un vardığı denizde son bulmakta aslında.. Fakat niye bu beni yine de mutlu etmemekte :(


Not: Aynı albümden Hakan Yeşilyurt’un seslendirdiği “Şahrud-AcıyaGülmek.mp3” isimli türküyü de dinlemenizi tavsiye ederim.

"meğer ne yalnızız insan olmuşsak
yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin
…"

Sevmek - 10 (Şahrud)

  • Posted: Monday, March 20, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Bir nehir akıp gitmekte. Hayata bütün canlılığını veren su. Kıvrılarak, neşe içinde akıp gitmekte. Etrafındakilerin ona olan hayranlığını fark etmeden belki de.

Yorulduğunda, sakinleşerek, engel olunduğunda hırçınlaşarak, kuşların ötüşüyle suskunlaşarak, kayaların sessizliğinde çığlıklar atarak koşmakta.

İçindeki taşları birbirine sürterek, köşelerini ala ala, yuvarlaklaştırarak taşları.. Doğaya hayat verirken, hayattaki pürüzleri de gidererek sürdürmekte yolculuğunu.

Gitmekte.. Belki de kızgın güneş altında, kuruyup yok olma ihtimalini hiç önemsemeden, engin deniz özlemiyle çalkalanarak gitmekte..

O nehirdeki canlılık, hangi kızda bulunmakta? Ondaki olgunluk, ondaki güzellik. Biz büyük şehir insanları.. Bir nehire aşık olmayı bilmeyiz.. Ama, kimbilir, bizim dünyamız dışında, kendi dünyalarında, nice anadolu insanı, nice nehirlere, ağaçlara, çiçeklere, kuşlara, bulutlara aşık olmakta..

Niye Yazayım?.. Neyi Yazayım?.. - 2

  • Posted: Friday, March 10, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Onu yaz, bunu yaz.. Nereye kadar? :).. "Niye yazmalıyız, neyi yazmalıyız"ı sorgulamamız sadece felsefi bir uğraş mıdır?.. Yoksa toplumsal bir sorumluluk mudur da aynı zamanda?

Ne demek istiyorum? Yani.. İnsan hissettiklerini, düşündüklerini, tecrübelerini başka birisiyle paylaşmalı mı?. Bunu ciddi ciddi sorguluyorum.. Yoksa amacım bir şiir kaktırmak değil size :p. Allah inandırsın bak..

"Öyle kolay sanma sen bu işi, kardeşim,
Hemen kalkışma tellerden şarkılar döktürmeye!
Sazı bir kere eline almaya göresin,
Bir görev yüklendin demektir, bilesin,
Çok ağır bir görev, ve belâlı.
Geldinse anlatmaya yalnız kendi derdini, kardeşim,
Yalnız kendi zevkini anlatmaya geldinse,
Bırak elinden o kutsal sazı,
Sana burda hiç kimse kulak asmaz.
… "

Diye başlamakta bir şiirine Sandor Petöfi.. 26 yaşında ölmüş Macar şair.. Ve halk kahramanı. Hatırlarsınız Lermontov’da 27’sinde ölmüştü.. Bu çocuklar :) enteresan.. Toprakları bol olsun.

Ruhsal ergenlik farklı bir şey velhasıl..

Arifler Satrancı

  • Posted: Thursday, March 09, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Şu internet garip bir şey.. Hedefiniz varsa çok faydalı.. Hedefiniz yok ise, bir bakmışsınız hiç tahmin etmediğiniz :) yerlerde dolaşmaktasınız..

Hayat da öyle ya zaten.. Vay haline bizim gibi hedefi olmayan insancıkların..

Neyse.. Ben bazen interneti faydalı kullanmayı başarabiliyorum.. Son olarak da tasavvuf meraklılarına enteresan gelecek, benim de google taratmalarında benzersizliğimi artıracak :p bi oyun (?) gördüm..

Oyunun adı “Satranc-ı Urefa”.. Muhyiddin Arabi’nin buluşu sayılıyormuş bu oyun. 100 haneli bu oyunda 100. hane “Vuslat” imiş.
“Aşk” hanesi tablanın tam ortasında yer almakta imiş.. Bu karenin iki yanı “Af” ve “Vadi-i Cünun” (Cinnet’den gelmekte galiba). Zar ile oynanan bu oyunda ancak altı atan oyuna girebilmekte.. 1 ile 5 arası ise, zulüm, nefret, gazap, şehvet olarak geçmekte.. Altı atmak ise.. “Pişmanlık”!!

Pişmanım Allah’ım. Hayatımın anlamını yerine oturtamadığım için pişmanım aslında.. Ama.. Niye ısrarla 1-5 arası zar atmaktayım :(.

Yalnızlık - 3 (Şiirin Sonu Var Bu Entryde)

  • Posted: Monday, March 06, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

"Sen ıssız uçurumlardaki kayalıkların arasından fışkıran biricik gelincik çiçeğini yalnız mı sanırsın? Rüzgar ne cilvelerle uzak kardeşlerinden minicik çiçeğimize dostluk şarkıları getirir de, onun yalnız sandığımız yüreği kıpır kıpır dostluk şarkıları mırıldanır.

Bir başına yaşayanlara bakıp onların haline acıma!

Sen yalnızsın sen!"

Sütün yayınlarından çıkmış, Said Türkoğlu'nun "Kalbin Sularında" isimli kitabından bir kaç satır.. Bu sabah metroda okuyordum.. Yazdım buraya.. Ama heyecanla şiirin sonunu bekleyen :p kardeşlerimden de özür dilerim, son kısım şöyle;

Ve akşam alacası düşerken yeryüzüne
İniyordu baltalar gergin köklere
Ve cansız yere serildi yüzyılların ürünleri!
Paraladı küçük çocuklar yapraktan giysilerini,
Sonra kesilip biçildi vücutlar
Ve sabaha dek ağır ağır yandılar

Akşam sisi batıya doğru kaçarken hızla
Kervan da ilerlemekteydi yolunda
Ve kıraç toprakta, kederli
Bir iz kaldı soğuk ve külrengi
Sonra güneş sonuna dek yaktı bu kalıntıları
Ve ardından rüzgar çöle savurdu onları

Çevre bomboş ve yabanıl şimdi
Sustu şırıltısı kaynağın, yaprakların fısıltısı kesildi
Kaynak boş yere bir gölge dileniyor peygamberden
Onu sadece kızgın kumlardır şimdi örten
Ve bozkırın yabanıl kuşu, çaylak
Avını onun üstünde kemiriyor, paralayarak

Üç Palmiye Şiirinin Devamı

  • Posted: Saturday, March 04, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Çocuklar yahu.. Şiirin arasına giriyorum kusura bakmayın, Mihail Yuryeviç Lermontov 1814 - 1841 yılları arasında yaşamış, ve 27 yıllık yaşantısına güzel eserler ve iyi bir şöhret sıkıştırabilmiş bir şair. 15 - 16 yaşlarındaki şiirlerini görseniz şaşarsınız.. Neyse, nerede kalmıştık.. Palmiyelerin duası.. Hah tamam.. O zaman devam ediyorum, Ataol Behramoğlu'nun çevirisiyle;

Sözleri henüz bitmişti ki, mavi ufukta
Altın renkli kum savrulup dönmeye başladı havada
Çıngırak sesleri duyuldu rüzgarda
Ve denizde bir kayık gibi bata çıka
Göründü birbiri ardında birçok deve
Sırtlarında renk renk halılara sarılmış denklerle

Ve sert hörgüçler arasından sallanarak inmedeydi
Gezici çadırların işlemeli etekleri
Bazen esmer bir elcik aralayınca perdeyi
Bir çift kara göz parıldıyordu şimşek gibi
Ve kıvrak bedenini yatırarak yana doğru
Arap binici kuzguni küheylanı kızıştırıyordu

Ve bazen şaha kalkıyordu küheylan
Ürkmüş bir pars gibi avcının attığı oktan
Ve dalgalanıyordu omuzlarında binicinin
Güzel kıvrımları ak harmaniyesinin
Ve bağırıp ıslık çalarak giderken dörtnala
Mızrağını atıp yakalıyordu havada

Ve işte kervan ulaştı palmiyelere
Kuruldu şenlikli bir kamp, gölgelerinde
Testiler çınıldayarak doldu suyla
Ve bol yapraklı başlarını sallayarak gururla
Palmiyeler bu beklenmedik konukları selamlıyor
Ve kaynak buz gibi sularını cömertçe sunuyor

... (burda bitmez daha)

Yalnızlık - 2 (Üç Palmiye)

  • Posted: Saturday, March 04, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Çölde tek başına yükselen bir palmiye ağacı.. Bunaltıcı sıcak karşısında bile başı dik.. Tek derdi yalnızlık sanki. Yalnızlık. Halbuki yanında bir ağaç daha olsa.. Hatta bir tane daha olsa. Ama.. Ağaç bunlar.. Kalkıp yanına gelecek değil ya diğer ağaç kardeşi.. Sarılacak, yapraktan saçlarını okşayacak, güneşten çatlamış tenini öpecek değil ya.

Farkımız bu mu ki ağaçlardan bizim.. Bu bizim yalnızlığımızı gidermekte mi acaba? Yoksa çoğu zaman yalnızken yaşadığımız birlikteliği, birlikteyken mi kaybettik acaba?

Mihail Yuryeviç Lermontov’un “Üç Palmiye” şiiri uyar mı acaba buraya?

Arap ülkesinin ıssız bir çölünde
Gururla yükselmedeydi üç palmiye
Aralarındaki kıraç topraktan şırıldayarak
Fışkırıyordu serin sularıyla bir kaynak
Yeşil yapraklardan bir örtü korumaktaydı kaynağı
Güneşin yakıcı ışınlarına ve tozuyan kumlara karşı

Uzun yıllar geçip gitti böylece
Uğramadan oralara hiç kimse
Hararetten kavrulmuş bağrıyla bir gezgin
Tatmadı serin sudan, dinlenmedi altında bu yeşilliğin
Gün geldi, kurumaya başladı altında kızgın ışınların
Görkemli yapraklar ve serin suları kaynağın

O zaman üç palmiye yakarıp Tanrı’ya
Dediler: “Burada kavrulup gitmek için mi doğduk yoksa?
Boşuna mı boy atıp yetiştik bu çölde, çiçek açtık
Kızgın güneşte kavrulduk, kum fırtınalarıyla sarsıldık
Okşamadan bir yolcunun mutlu bakışlarını?
Hayır adalet değil Tanrım bu kutsal yargı!”

...

Okumayan Pişman Olur :) Okuyan da Üzülür Ama :(

Kardelen hercai menekşeyi görememişti bi önceki entryde.. Gelibolu’lu genç kız ise, seyrek dahi olsa görmekteydi sevdiği üsteğmeni.. Görmek de denmezdi ya.. Sadece, elindeki fener aracılığıyla, Dumlupınar denizaltısı ile boğaza girmekte olan nişanlısına onu sevdiğini göstermekteydi. Denizaltısının güverte kısmına çıkmış olan genç, kıyıdaki “seni seviyorum” mesajına yine feneriyle mukabele etmekte idi. Üsteğmen İsmail Türe’nin aşkı denizaltıcılar arasında efsane olmuştu..

Bu aşk hikayemizi de bütün görüşemeyen çiftler için söylüyoruz pardon yazıyoruz efendim :)..

4 Nisan 1953 Pazar sabahı.. Genç kızın fenerine bu sefer, 1. İnönü denizaltısının kaptanı cevap vermekte idi işaretle.. Kızın, nişanlısının denizaltısını göremediğini düşünmüştü çünkü.. Dumlupınar denizaltısı çoktan geçip gitmiş olmalıydı.. Üsteğmenin nişanlısına öğrettiği mors alfabesi, o gece Gelibolu’daki o evden son kez ışıldayacaktı..

"seni seviyorum"

- "ebediyete kadar"

Halbuki Dumlupınar denizaltısı boğazın sularına gömülmüştü bile.. Sunay Akın aracılığıyla bize ulaşmış olan üsteğmenin aşkı içimizi bursa da, Dumlupınar’la yapılan son konuşma gayri ihtiyari gözlerimizden yaşlar süzülmesine neden olmaktaydı..

- "vatan sağolsun"

Edit: İstek üzerine denizaltıda söylenen son şarkı.. Artık oksijeni idareli kullanmanın önemi kalmamıştı :(. AliKirca-AhBirAtesVer.mp3

Bilumum Çiçek Aşkları Bulunur :)

  • Posted: Tuesday, February 21, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Kış gelmişti. Bembeyaz örtüsünü üzerine çekmiş olan yeryüzü uyuklamaya başlamıştı bile. Sadece “Kardelen” çiçeği hariç. O, uyumamaktaydı. Sevgilisinin özlemiyle, zorlukla başını karların arasından çıkarmayı başarmıştı.. Çılgın gibi etrafa bakınmaktaydı onu görebilmek umuduyla.

Hayalleri kırıldığında, umudu kalmadığında ise başı önüne düşmüştü bile.. Ne sevgilisi olan hercai menekşe, ne de uykuda olan tabiat ana, onun bu aşkını bilemeyecekti.

Ama olsundu.. Sevdiğinin bildiğindense, sevdiğinin bilmediği daha kıymetli idi…

Edit: Yorumlarda yazmıştım, buraya taşımak da iyi olacak.. Tam hikaye "şurda"

Sürmeli Türkçe

Oktay Sinanoğlu ne kadar korksa da :), dillerin gelişmesi yüzyıllar aldığı için, bozulması da öyle kolay olmamakta.. Hatta, “ dil” denilen “şey” kendi gelişimini kendisi organize etmekte… Yani bakmakta, diyelim ki Farsçadan “siyah” sözü Türkçemize katılacaksa, “kara” sözüyle işbirliği yapıp yapmayacağına.. Eğer “zülüf” siyah olacaksa, “göz” kara kalmakta.. Renk siyah olacaksa, kara belki en koyu tonu olmakta.. Bir kelime dilimizde “yerleşecekse”, daha önceki kelimenin hoşgörüsü gerekmekte.. Türkçeyi “bozacak” diye korktuğumuz kelimelerin ise beş on yıl “misafir edilmesi”nden de çok da çekinmemek gerek.. Bizim gibi, “dilimiz” de misafirperver haliyle..

Bunları anladım Şeref Yılmaz'ın Sütun Yayınlarından çıkmış Sürmeli Türkçe isimli kitabından.. Pek de hoşuma gitti, çok da hoşuma gitti.

Hilafet & Somutlaştırma

  • Posted: Monday, February 13, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Türklerin inanışı “Maturidi”dir. Arapların genelde “Eşari”dir. Türklerin yükselişinin dolayısıyla İslamiyeti yükseltişinin bu ayrımla ilgisi olduğunu zannediyorum. Fakat, o da bir Türk olan Şah İsmail tehlikesinden ağzı yanan Yavuz Sultan Selim, halifeliği, dolayısıyla “Eşari” ekolünü topraklarımıza taşımak zorunda kaldı. Yani, “soyut” a karşı “somutlaştırma” baskısını kurmak zorunda kaldı.

Mimari - 3

  • Posted: Monday, February 13, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Evinde piramit şeklinde karton kesip, içine et koyan oldu mu hiç? :) Et bozulmuyor denir. Mısır piramitleri de öyle ya.. Firavun bozulmasın diye :). Bi takım göksel etkileri de hesaba katmış piramitleri yapanlar. Mimar Sinan’ın da benzer kaygıları taşıdığını zannederim. Diğer tapınaklar, kiliseler.. Yapıların insan üzerinde etkileri neler olabilir ki acaba? Her birimizin içinde oturduğu evlerin psikolojimize etkisi nedir ki?

Tolga şu Feng Shui’yi kurcalasa ya biraz..

Masonluk ve Mimari

  • Posted: Monday, February 13, 2006
  • |
  • Author: Ufuk Ilter
  • |
  • Filed under: 2- Hezeyan

Süleyman peygamberin, bir tapınak yaptırmak istemesi.. Mısır’dan Hiram ustayı getirtmesi. Hiram ustanın, “tapınak yapma” bilgisini Yahudi çalışanlarına öğretmesi. Duydunuz mu hiç böyle bir hikaye?

“Duvarcı ustaları” yani masonlar. (Bayağı bi Google search misafiri toplarım buradan :)) Yani düşünsenize, “mimari” bilgisine sahip olmak, günümüz “seçkin”leri için ne kadar önemli.

Mimari bilgisi.. Yani “soyutu somutlaştırma” – “putlaştırma”

Not: Mecazi konuşuyorum.. Mimarlar alınmasın efendim :).