... Sonra bulur Leyla'yı. Her yerde bulur. Her şeyde bulur. Artık sevdiği ondadır, onun kafasındadır.. Gözündedir, dilindedir, kalbindedir.

Mecnun ise.. Çöllerdedir. Kurtla, kuşla, ceylanlarla arkadaşlık etmektedir.
Leyla Mecnun’u çöllerde aramaktadır.. Yorgunluktan bitap düştüğü çöl gecelerinin birinde Leyla "Pervane" ile dertleşir, Pervane kendi aşkını, "Şem"i anlatmakta, Leyla ağlamaktadır;

"O göz kamaştırıcıdır.. Her bir nefes çekişinde daha bir güzelleşmekte, aşkıyla alev alev yanmaktadır. Bu yanış, kendisini de zaman içerisinde eritmektedir. Kaderi zaten bütün ömrünü aşk ateşi ile yanarak geçirmektir onun.
Onu gördüğümde, onun cazibesine kapıldığımda, ben de bütün varlığımı unutup, her şeyimi ona veririm. Ateşine döne döne düşüşüm, varlığımın orada yanması ve yok olmam onun için yapabileceğim fedakarlıkların en kolayıdır.."

Leyla dinlemektedir.. Pervane’nin Şem'e, yani mum’a, ışığa, güneşe, aya.. Aslında ışık saçan, güzel olan şeye, sevgiliye bağlılığı Leyla’ya Mecnun’unu hatırlatmakta, Şem’in de aşk ateşiyle yana yana kendini eritmesini içinde hissetmektedir..

Fuzuli’nin Leyla’sı sevdiğinin mezarının başında vücudunun son balmumu kısımlarını da eritip ona kavuşacaktır.. İran ve Türk edebiyatlarında bolca yer alan mesnevilerdeki şemler ve pervaneler ise eski kitapçıların tozlu rafları arasında yanacak yakılacaktır.