Showing posts with label 2- Hezeyan. Show all posts
Showing posts with label 2- Hezeyan. Show all posts
Onun üzülmesine daha fazla dayanamazdı.. Gücünü toparladı, doğruldu ve kızının kulağına yavaşça fısıldadı.. "Ehl-i Beytimden bana ilk kavuşacak olan sensin.."

Hazreti Fatıma o zaman 25 yaşındaydı. 25 yaşında bir genç kadın.

6 ay daha yaşadı.. 6 ay boyunca, düğününe hazırlanan bir gelin gibi, ölümüne hazırlandığı geçmekte kaynaklarda. Bir gelin gibi.. Sevdiğine kavuşacağı anın heyecanıyla bekleyerek.. Dünyanın en yakışıklı, en yiğit insanının eşi iken hem de.. Dünyanın en güzel çocuklarının annesi iken..

Bir kez daha yazmaya çalışmıştım önceden.. İfadeye de gelmiyor ama.. Bir kere daha yazmak istedim.. "Son yazı" olarak yakışır bu bloga..
Atların oluşturduğu toz bulutu uzaktan gözüktüğünde, son gücünü de harcayıp ağının kalan kısmını tamamlamaya çalışıyordu örümcek. Son gücü.. Hayır, gücü hiç kalmamıştı aslında. Zaten ne gücü olabilirdi ki küçücük bir örümceğin.. Ama.. Hiç düşünmüyordu bunları. Ne olursa olsun bu ağ bitmeliydi.

Ne olursa olsun, korumalıydı sevdiğini örümcek. Halbuki, Sevr mağarasında beklemekte olan melek ordusu, "O"nun için dünyayı yerle bir ederlerdi.. Bir örümceğin alelacele yapılmış ağına mı ihtiyaç vardı..
...

Örümcek ağını bitirdiğinde, yorgunluktan bayılmak üzereydi. Çok yakınında yuva kurmuş olan güvercinleri farketmesi ona biraz güç verdi. Hatta, göz göze geldi birisiyle. Gülümsedi..

İçeride bir melek ordusu beklemekteydi aslında.

Yine de dışarıda bir tane örümcek.. Ölümüne ağını örmekte.

MusaEroğlu&SeldaBağcan-YürüyorumDikenlerinÜstünde.mp3
Mardin. El yapımı sabun satan bir dükkan. Gönül dostlarım, yolculuk arkadaşlarım, nadide bir eser ile ilgilenmekte dükkanda. Yunanlı bir turist bayan :). Benimse gözlerim bir başka güzel kadına takılmış. Duvarda. Bir "Şahmaran" tablosu.. Mardin'lilerin, Tarsus'luların ortak sevgilisi.. "Yılan vücutlu", güzel yüzlü bir kadın.. Yılanların şahı.

Bir erkeğin, düşmüş olduğu kuyuda, yılanların arasında yaşamasını sağlayan, sonra onu tekrar evine gönderen, karşılık olarak da, yerinin ihbar edilmesi sonucunda öldürülen Şahmaran.. Öldürülürken bile, kendisine ihanet eden erkeği koruyan bir kadın.. Hikayesi bulunabilir her yerde.

Hikayesi bulunur da, düşülmüş olunan dünya kuyusunda, sıkıntıların, zorlukların arasında, erkeğinin yaşamasını sağlayan, onun canını kendi canından daha değerli sayan kadın bulundu mu, ona ihanet edilmemeli, o öldürülmemeli..

Gün bitti, Yunanlı turist oteline yerleşti, Şahmaran tablosu benim bavuluma.. Kadınların vücutlarına göre değil de, gönüllerine göre değerlendirilmesi gerektiği de bir kez daha aklıma..

NazanÖncel-KunduramSandukamZembilim.mp3
Uzaklardadırlar hep. Uzak... Ulaşamazsınız, hasret çekersiniz, acı çekersiniz, içiniz yırtılır, parçalanır, kanar.. Fayda yok. Sevdiğiniz uzaktadır..

Ona ulaşmanın da yolu kalmamıştır artık. Gerçek dünyanın sözcükleri ona ulaşamayacaktır bir daha. Ama.. "Türkü" dünyasının göçmen kuşları, sevgiliye en güzel duygularımızı ulaştırmaktadırlar aslında her daim.. Göçmen kuşlar. Hüznün, hasretin, özlemin taşıyıcıları. "Telli turnam selam götür sevgilimin diyarına.."

Turna kuşu.. Sevdiğine bağlılığıyla tanınan, sevdiğini kaybettiğinde kendi hayatına da son veren bir sıradışı varlık. Sevdiğiyle birlikteyken yükseklerin hakimi, sevdiği artık yoksa, en son birlikte oldukları yerlerde ölüm oruçlusu..

Evet, turna kuşu mutlaka gider sevdiğinize.. Türkülerde mi gider, türkülerle mi gider, bilinmez. Sevgilinin etrafında "Semah"ını yapar, sonra ona olan sevginizi öyle bir haykırır ki, yer gök inler.. "Hazreti Şah'ın âvâzı, turna derler bir kuştadır.."

Ama.. Yine de.. Duyan oluyor mudur, o da bilinmez...

MusaEroğlu-TelliTurnam.mp3
MehmetErenler-BirÇiftTurnaGördüm.mp3
YavuzBingöl-Turnalar.mp3
Muslihuddin adında bir çocuk var zamanın bir yerinde.. Devrinin ünlü eğitmenlerinden Sümbül Sinan Efendi'ye gidip gelmekte.. Sümbül Efendi'nin çok sayıda saygın öğrencisi arasında bir tıfıl oğlan bizim Muslihuddin. Gel zaman git zaman, Sümbül Efendi vefatına yakın öğrencilerine, yerine bırakacağı kişiyi seçmek istediğini söyler.

- "Eğer yaratıcı siz olsaydınız.. Ne yapardınız.."

Seçim sorusu.. Kimisi kötülükleri yok eder.. Kimisi fakirlikleri.. Kimisi yemyeşil yapar dünyayı. Kimisi herkesi Müslüman..

Muslihuddin başını bile kaldıramaz böylesi bir soruya muhatap kaldığı için.. Yavaşça, "Bu alem öyle güzel bir düzen içindedir ki, bir şey ilave etmek veya eksiltmek düşünülemez" der..

Halen de öyledir. Ve, halen de bizler, Sümbül Efendi'nin temiz nesilleri, iyi öğrencileri olarak bir şeyleri değiştirmek isteriz..

Belki bir iki kişi.. Bir iki tıfıl oğlan aramızdan.. Her şeyi olduğu gibi kabul eder.. Rıza gösterir de.. Her şeyi "merkezine" koyar da.. "Merkez Efendi" adını alır zaman içinde..
"Ey Edebali, artık susmak bize !"

AhmetAslan-SusarakÖzlüyorum.mp3
Güvercinin boynunda bir zarif halka.. Doğanın cilvelerinden biri.. Boynuna geçmiş, bir ömür boyu çıkmayacak bir gerdanlık verilmiş güvercine. Klasik İslam edebiyatının sevdiği sembollerden.. "Güvercin gerdanlığı". Boynunda aşk halkası ile, köle doğmuş ve azat kabul etmeyecek olan güvercin.. Evet.. Bunları önemseyen, dert edinen bir kültürümüz varmış eskiden..

Güvercinde aşk gerdanlığı... Sevdiğine taktığın bir kolye...

Yani.. "Ömür boyu yalnızca benim ol".

Zaman geçti, kültür uçtu..

Gerçi, güvercin kaldı ama.. Biz aşkı güvercinden öğrenemedik..

YücelArzen-KimselerBilmez.mp3
Urfa. Sabah namazına yakın bir vakit.. Halil-ür Rahman Gölü -Balıklı Göl- çevresinde benden başka kimse yok. "Huzur" kelimesinin vücut bulduğu bir mekan burası... Sessizliği bozmamaya gayret ederek "Ayn Zeliha" gölüne yaklaşıyorum.

İki göl yan yana.. Tarih, Zeliha'nın adını pek de anmamış. Zeliha. Nemrut'un kızı.. Ayn Zeliha. Zeliha'nın gözyaşları. Zeliha'nın, İbrahim Aleyhisselam için döktüğü gözyaşlarıyla bu gölün oluştuğunu gündüz dinlemişiz..

Vakit ise gece.. Hafif bir serinlik yüzümü yalayıp geçmekte. Huzur, esenlik bu olsa gerek. Kendimi bu göl ile ilgili var olan diğer bir rivayete yakın hissediyorum birden.. Zeliha, sevdiği ile aynı anda alevlere bırakmış olmalı vücudunu. Ve o anda, zamanın durduğu anda gelen "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ol, esenlik ol" nidasına o da muhatap olmuş olmalı..

Sabah ezanı okunuyor.. Dünya canlanmadan son güzel dakikalarım. Tarih, Zeliha'nın adını pek zikretmemiş. Fakat, Balıklı Göl'ün sakinlerinin sürekli "Zeliha" diye zikrettiğini hayal ediyorum o dakikalarda.

Evet... Şüphesiz ki, kendisini aşk ateşine atan için de, o ateş, serin ve esenlik olur..

KazancıBedih-NemrudunKızı.mp3
Takati kalmamıştı ayaklarının.. Biraz daha dayanmaları için adeta onlara yalvarıyordu. Bir yandan da gökyüzünü kaplayan yoğun duman altında, alevlere doğru yol almaya çalışıyordu.. Yetişemeyecekti.. Yanaklarından süzülen yaşlar, taşımakta olduğu bir damla suya karışmaktaydı.. İbrahim Aleyhisselam, fırlatılmış olduğu alevlere doğru an be an yaklaşmaktayken o, zamanında yetişemeyecekti. Bir damla su ile birlikte kendini de atmayı planladığı ateş, karıncaya bir ömür mesafedeydi...

Bin ömrü olsa.. Tekrar tekrar doğsa.. Tekrar tekrar atardı kendini sevdiğinin ateşine.. Ve, sahne kapandı orada..

Sonradan karıncaya ne olduğuna dair bir bilgi maalesef menkıbelerde yok.. Şüphe yok ki, karınca sevgilisinin ateşini söndüremeyecekti.

Ama o ateş, karıncanın varlığını yok edecek ve geriye sadece, sevdiğinin bundan hiç bir zaman haberdar olamayacak olmasının teessürü kalacaktı. Hiç bir zaman, bilinmesini sağlayabilecek kadar yaklaşamayacak olmasının kahrı...
Yerdeydi.. Düşmüştü sonunda. Sürekli kirli kana maruz kalmaktan maddi, manevi ağırlaşmıştı.. Ve tutunamamıştı.. Düşmüştü sırtından sevdiğinin. Ama.. Son anlarını da onu düşünerek geçirecekti inadına. İlk gördüğü anı.. Teninin tenine değdiği anı.. Evet, hayatının ilk ve son aşkıydı o. Sülüklerin kaderiydi zaten bu.. Tek aşk olabilirdi onlar için.. Ölümüne.

Tekrar hatıralarına daldı. Kemeraltı'nda tutsak edildiği şişeden onu görünce nasıl da heyecanlanmıştı.. Hele çantasına girdiğinde.. O güzel kadını da, kendini de yaratan güce binlerce kez teşekkür etmişti idrakınca. Ne güzel bir başlangıçtı..

Aslında, iyi şeyler vermekti niyeti. Onlarca farklı etki aktaracaktı sevdiğinin vücuduna, hayatına.. Ama nihayetinde o bir sülüktü.. Ne kadar sevilebilirdi ki? Bir ısırığı hatırlandı sonunda.. Ve sevdiğinin sürekli kirli kanına muhatap oldu o ısırığın ardından hiç ses etmeden.. Olsundu, dayanabildiği kadar içecekti, ses çıkarmayacaktı. Sevdiğinden gelen herşeye razıydı. Dayandı, dayandı -ama sabır göstermek manasına değildi dayanması-. Bir yerde bitti. Sülüğün kaderi, düşmekti.

Halbuki iyi şeyler vermekti niyeti. Doğası buydu.. Ama bunları düşünmek için, konuşmak için çok geçti.. "Lanet olsun"larla, "Bir daha mı"larla atıldı sokağa..

Gerçi, son nefesini verirken çok huzurluydu. Aradığı aşkı bulabilmişti kısa hayatında. Belki kimsenin önemsemediği, önemsemeyeceği.. Komik bulacağı.

Bir sülük aşkı.. Sülük kapasitesince bir aşk.

GökhanKırdar-ÜstümeBasıpGeçme.mp3
"Kadın erkeğin gelincik çiçeğidir" diyor Peygamberimiz. "Kitab-ı Aşk"ta gelincik çiçeğinin çok zarif ve narin bir çiçek olduğunu bir kez daha hatırlatmakta İskender Pala.. Dalından koparıldığında bir kaç dakika içinde parlaklığını, canlılığını, güzelliğini yitirmektedir bu çiçek.. En küçük hoyrat muamele ve sarsıntıda yara alıp zedelenmekte..

Evet, Peygamberimiz kadını bu çiçeğe benzetmekte. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde.

Doğada kendi kendine yetişmesinin özgürlüğünü, kırlarda alabildiğince yayılmasının neşesini, o narinliğinin, zarifliğinin, inceliğinin verdiği güzelliği ve kırmızı renginin asaletini paylaşabilmeyi istiyorsak, üzerine titrenilmesi gereken bir çiçek kadın..

Peygamberimizin sözünden sonra ne söylenebilir ki.. Bir daha bir gelincik çiçeğini zedelemek nasip olmasın..

Metin&KemalKahraman-Ferfecir.mp3

Blade bir mi iki mi, hatırlamıyorum. Bir baş vampir var. Vampirlik mesleğinin başlarında daha. Hatta sonraları diğer baba vampirleri filan halledip bir takım atraksiyonlara girecektir. Evet, bu vampir genç bir ara sokakta Blade ile karşılaşır. Gündüz vakti, artık krem mi sürmüştü neydi, gündüz de çıkmıştı dışarı. Neyse, vampirimiz gençti fakat bilge bir kişilikti, Blade'i görünce onu aydınlatmak istedi; "Kardeşim, bitkileri hayvanlar yer, hayvanları insan yer, insanları da biz yeriz, böylelikle bir gelişim döngüsü kurulmuş olur, bunda nasıl bir terslik görüyorsun ki bizimle uğraşıyorsun?" dedi.

Gerçi Blade'in vampiri tam da dinleyemediği -o sırada yere düşmek üzere olan bir çocuğu mu tutmaya çalışıyordu neydi- sonradan göstereceği fevri tavırlarından anlaşılacaktı. Blade'in kafası anlatılanlara basmamıştı. Halbuki olayı çözmüş olan bir grup insan da vardı Blade filminde. Onlar sürekli kendilerini ısırttırmak isterlerdi. Bir üst seviyeye çıkmak, üstün insan -vampir- olmak isterlerdi bu insanlar. Gerçi vampir kardeşlerimiz de ısırmazlardı genellikle bunları. Demek ki tam pişmemişti o arkadaşlar herhalde. Neyse...

İnsan yetiştirmek, tarih boyunca büyük medeniyetlerin önemli bir çalışma alanı oldu. Toplumu oluşturan bireylerin “insan” denilebilecek kıvama gelmesi için uğraşıldı. Ham olmamalı idi bu bireyler, çiğ olmamalı idi. Hayat içinde pişirilmeli ve değişik lezzetler taşımalıydılar, kendilerini tadana keyif vermeliydiler.

Bu medeniyetler aynı zamanda engin yemek kültürlerine de sahiptiler. Önce yemek pişirmeyi mi öğrenmişlerdi, yoksa insan pişirmeyi mi öğrenmişlerdi bilinmez. Her ikisi de aynı şeydi aslında. Bir besin döngüsünün farklı seviyelerdeki halkaları idi. Yemek yapmak ile insan yetiştirmek aynı şey idi. İkisi de yenilecek lezzette olsun diye uğraşılırdı.

İşin önemli yanı, bu besin zincirinde, bir üst yapıya terfi etmeyi başaran sınıf atlamış olurdu. Bitkiler hayvanlara yem olup, onun madde yapısında yer almak, hayvan olmak isterdi, hayvanlar, insan. İnsanları ise kim yerdi kısmını tasavvufi konulara ilgi duyanlara bırakıp “slow food” olmamız dileğiyle yazıya son veriyorum.
Ebru sanatına başlangıcım Nuri Pınar abimle.. On yıl öncesi.. "Ruhunu suya yansıtabilirsen ebru yapmış olursun" demişti Pınar abi.

Ruhumu suya yansıtma arayışıyla on yıl geçmiş.. Fazlası var, eksiği yok. Bu gece Alsancak'ta gördüm Pınar abimi.. Sarıldık. Oturduk bir yere.. Çay, sohbet, hatıralar..

"Ebru teknesi" ile epey bir sahillerde dolaşmıştık o zamanlar.. Bir yandan Pınar abinin üflediği "ney"in sesi.. Arada bir sahilden uzaklaşmalar.. Yılların geçmesi.. Yavaş yavaş engin denizlere çıkılan yolculuklar, teknenin rüzgarda ceviz kabuğu misali savrulması. Acılar, sıkıntılar, özlemler, kavuşamamazlıklar, aşklar.. Tekneye fırlatılan renkler.. Denizin dalgaları..

Evet, on yılım ebru yaparak geçmiş..

Meğer tekne benmişim, dalgalar da, ruhumun tekneye sahip çıkmasını sağlatabilmek için gereken vasıtalarmış.

Ve en başta da zaten suya yansıyacak bir ruhum bile yokmuş.. Ebru, ruhumu bulma yolculuğum imiş.

AhmetAslan-TanımadığımTen.mp3
"Su üzerine yazı"dır ebru... Yok olmanın, iz bırakmamanın sanatıdır. Varlık, şöhret peşinde olmamanın... Bütün sanatlar şöhrete koşarken, ebru sadece yardımcıdır onlara. Bu görevi olmasaydı kağıtla da bir araya gelmezdi..

Hat sanatının, minyatürlerin, ciltlerini süslediği kitapların yükselmelerine vesile olur ebru. Destek olur onlara.. Ama hep arka planda kalarak. Tanınmadan.. Bilinmeden..

Tarihsel olarak da aynı "garib"liği yaşamıştır. Hatta son yüzyılımıza, birkaç kişinin onu canlı tutma çabaları sayesinde ulaşabilmiştir. Özellikle Necmettin Okyay.. Sonra Mustafa Düzgünman. Allah rahmet eylesin her ikisine de.

Evet.. Garibdir ebru..
Ve.. Ne mutlu garib olanlara.

BülentOrtaçgil-EylülAkşamı.mp3
(Uykusuz gecelerimin yoldaşı)
Ebru yaparken, boyanın kitre üzerinde dağılışını ayarlamak için öd katarsınız boyaya. Sığır ödü.. Koklayanınız var mı bilmem.. Dayanmak kolay değil. Ciddi ciddi mezbahadan, sığır ödü alırsınız. Boyayı onunla seyreltirsiniz.. O muhteşem sanatın ardında öd vardır.

Yani.. Her güzelde bir çirkinlik olabilir, her çirkinde bir güzellik.

Seven, çirkinde bile güzellik bulur, sevmeyen ise güzelde çirkinlik bulur.

SibelGürsoy-BeniDüşün.mp3
Çocuk doğduğunda, ilk süt emişi nasıl bir mutluluktur anne baba için kimbilir.. Sindirim sistemine giden o ilk besin.. Mikroorganizmaların sütü parçalamaları.. İlk gaz çıkartmalar. Sonra, bebeğin kakasını yapması. Hele bir yapmasın.. Yapamasın. Çok ciddi problem, hemen tıbbi çözümler aramak lazım. Neyse, sorun çözüldüğünde, kimbilir anne baba nasıl sevinir. Çocuğumuz kakasını yaptı diye..

Yani.. Sembolik bir açıklama olacak biraz ama, büyük bir insan için olumlu değerlendiremeyeceğimiz bir davranış, bir bebek tarafından yapılınca mutluluk verici kabul edilmekte, hatta yapıl(a)maması problem olmakta.

Acaba, hayatımızdaki insanlara yetişkin oldukları zannıyla bakmasak mı biraz? Hani içimizde çocuk vardı, Doğan Cüceloğluydu, Üstün Dökmendi?
Geleneksel ebru yapımı bir ritüel.. Gül dalına, at kuyruğundan kestiğin kılları bağla, fırça yap. Toprağı ezerek oluşturduğun boyayı fırçana al.. Hayatı oluşturan suya fırlat.

İnsan bir damla boyadan yaratıldı.

Ebru...

İnsan olma süreci. Topraktan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana evrimleşme süreci.

ZülfüLivaneli-SevdalıBaşım.mp3
"Geven".. Yabani bir bitki bu.. Dikensi. Yaramazdı bir işe.

Ama.. Biri gelip göğsüne bir çizik atarsa. Bir de üzerinden zaman geçerse. Kanar o yarası. Özsuyu akar ordan. O özsuyu toplanır.. Suda eritilir. Artık ebruyu taşıyan su olmuştur. Kitre olmuştur yani. Dikendi. Ebruyu taşıyamazdı.

Eridi
yok oldu
kitre oldu.

Sonunda da ebru oldu.

Teoman-SerserimBenim.mp3
Gül dalından yapılmış fırçadan ayrılığın etkisi ile bir damla gözyaşı haline gelen boya, birazdan da suya çarpacak ve tümden dağılacaktı.. Son anlarını gül dalını düşünerek geçirdi. Kısa beraberliği, hayatının en anlamlı zamanı olarak kalacaktı.

"Güle yakın olan diken, gülden sayılır" der Hazreti Mevlana..

Suya doğru hızla ilerlemekte olan boya damlası bu sözü hatırlamıştı. Güle kendini ne kadar yakın hissettiğini, bu nedenle suda bırakacağı izi düşündü.. Gülümsedi.

Ve kendini huzur içinde sulara bıraktı...

Yaşar-YaprağınKaderiDüşmekmiş.mp3

Üç beş gün daha sürer kış yağmurları
Üç beş ay daha bahar kapında, ne olur kapatma perdeleri
Üç beş yıl daha yaz gelmez, güneş doğmaz bu ülkeye
Sonra, tekrar mevsimler normal seyrinde..

ÖzdemirErdoğan-ElifDedimBeDedim.mp3